fîhi-mâ-fih'te der ki:
kadın nedir, dünya ne? ister söyle, ister söyleme; o neyse gene odur, bildiğinden şaşmaz. söylemekle ona tesir edilemez, hattâ daha beter olur. meselâ bir somun al koltuğunda sakla. bunu kimseye vermeyeceğim, vermek şöyle dursun, göstermeyeceğim bile. ekmek ucuzluğundan, bolluğundan sokaklara atılmış olsa, köpekler bile yemese, sen böyle görülmesine mâni olmaya başlayınca, bütün insanlar onu görmek isteyecek, arkanda dolaşacaklar. "biz sakladığın, göstermek istemediğin o ekmeği görmek istiyoruz." diyecekler, hattâ zor kullanacaklardır. sen göstermemekte ne kadar ısrar edersen, insanların buna karşı ilgisi ve isteği o derece artar. çünkü insanlar, menedildikleri şeye karşı haris olurlar. sen, ne kadar kadına gizlen diye emredersen, onda kendini gösterme isteği o kadar artar. halkta da, o kadın ne kadar gizlenirse, onu görmek isteği çoğalır. şu halde sen oturmuşsun, iki tarafın da isteğini kızıştırıyorsun. sonra da bununla onu ıslah ettiğini sanıyorsun. bu yaptığın şey bozgunculuğun ta kendisidir. kadının mayasında kötülük yoksa, yapma desen de, demesen de iyi huyuna, temiz yaradılışına uyarak, ona göre hareket edecektir. sen işkillenme, bırak. yapma, etme, görünme demek, isteği arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. (bölüm: 20)