aklımdan söküp atamıyorum hanımlar beyler. aklımdan söküp de atamıyorum. bugün mecidiyeköy metro durağında karşılaştık. çok güzel hanımlar beyler. çok güzel. ben de yürürken duvarlara elimi değdire değdire yürüyordum. o da. beni gördü mü görmedi mi bilmiyorum. ama çok güzel hala hanımlar beyler. allahın bir lütfu olacak ki senede birkaç kez görebiliyorum onu.
belki başka bir şekilde yollarımızı ayırdık, belki onunla aynı yolda yürümemiz bir daha hiç mümkün değil. belki karşılıklı çok çirkefleştik, benlki benim ona hiçbir zaman bu gözle bakmadığımı düşünüyor. ama ben o yanımdan gitti gideli onun kıymetini bilir oldum. aşk denen şeyin tarifini yeniden yazdım, o tarifi de kimsenin ulaşamayacağı bir yere koydum. kavuşmak dahi istemiyorum. nasıl olsa senede 2-3 defa görüp mutlu oluyorum.
çok güzel hanımlar beyler. oldukça güzel. belki benim olsaydı, napolyon'un şu sözünü kendime uyarlayabilirdim.
"zafere aldırdığım yok. senin hoşuna gittiği için zaferler kazanmak istiyorum. zaferlerin seni memnun edeceğini bilmeseydim, hemen ordumu bırakır, paris'e koşar ve kendimi senin ayaklarının dibine atardım!"
eğer benim olsaydı, eminim ki çocuğumuzu çok mutlu ederdim. zaten beni hep dostu olarak görmüştü, ve bir keresinde benim kız arkadaşıma olan bağlılığımı gördüğünde ''senin gibi bir erkek kaldı mı ?'' demişti.
çok koştum arkasından, çok yoruldum. her şeye rağmen koştum, yanlış olduğunu bile bile koştum peşinden. 2 yıl boyunca hiç gıkımı çıkarmadım. edilebilecek tüm hakaretleri, söylenebilecek tüm incitici sözleri işittim. iltifat saydım, hala beni muhatap alabilmesini, mesajlara uzun uzun cevap yazabilmesini olumlu yorumladım. ve bir gün barıştık, fakat halen anlam veremediğim bir şekilde, nedensizce tekrar yolları ayırdık. barışmak da, ayrılmak da onun tasarrufunda gerçekleşti. fakat o haklıydı, benim yaptığım hata çok büyüktü. her şeye rağmen ben yılmadan özür dilememle bu hatamı affettirdiğimi düşünürken ağzıma bir parmak bal çalıp tekrar gitti.
işte o tekrar gidiş, o nedensiz gidiş çok acı koydu. küs olmadığımız o 3-5 ayda yaptığımız 2 görüşme bana öyle iyi gelmişti, ona susadığımı öyle fark etmiştim ki.. eşim benzerim yok benim diyordu cümleleri. hiçbir şeyin umursanmaya layık olmadığını söylerken, ben kendisinin hariç olduğuna dair bir şerh düşüyordum kenarı. çok güzel konuşuyordu, çok zekiydi, insanın zihnini dupduru yapıyor, bütün enerjisini saçıyordu. beni bir oğlu gibi sahipleniyordu o cümleler. hele ki bana, ben konuşmadan derdimi sorduğu zaman, eski günlere döndüğümüzü hissetmiştim. dizlerimin bağı çözülmüştü. şartlı barışmıştık oysa ki, telefon açılmayacak, sadece mesaj yazılacaktı. ve ben başlatacaktım muhabbeti. bir gün o başlattı. ve ben dünyanın en mutlu insanı oldum. her şeyin üst üste geldiği o senenin bütün acılarını unuttum, her şeye yeniden başlayabilecek bütün gücü topladım o mesajla.
ne var ki geri gitmesi de çok uzun sürmedi işte. gerekçe de gerekçe değil, öyle yavandı ki. insana bu koyuyor işte.
bugün mecidiyeköy metrosunda onu gördüm hanımlar beyler. ben metroya doğru ilerlerken, o çıkışa doğru ilerliyordu.