idam cezası

entry361 galeri
    213.
  1. - hım!... mahkemeler. mahkemeler olduğu doğru. ya orada nasıl, mahkemeler daha mı adil?

    - bilmiyorum. bizim mahemelerimiz için çok iyi şeyler duydum. örneğin bizde ölüm cezası bile yok. (biz dediği rusya'dır ve ironi yapmaktadır.)

    - ya orada var mı?

    - evet. fransa'da, lion'da kendim gördüm. schneider beni oraya götürmüştü.

    - asıyorlar mı?

    - hayır, fransa'da kafa kesiyorlar.

    - ee... bağırıp çağırıyorlar mı, çığlık atıyorlar mı?

    - yok! nerde! her şey bir anda olup bitiyor. adamı yerleştiriyorlar ve bir makinenin üzerinden şöyle kocaman bir bıçak, ağır ve sağlam bir şey, adı da giyotin, aşağı doğru iniyor... kafayı kesip geçiyor, öyle ki gözünü kırpmana bile zaman bırakmıyor. asıl korkunç olan, hazırlıklar. ceza okunuyor, hazırlıkları yapılıyor, bağlanıp ölüm sehpasına çıkarılıyor: işte tüyler ürpertici yanı bu! çevreye halk doluşuyor. kimi kadınlar bile geliyor. gerçi oralarda kadınların bunu izlemesini hiç onaylamıyorlar.

    - kadınlara göre değil.

    - elbette değil! elbette! böylesine korkunç bir görüntü!... suçlu, akıllı bir adamdı: korkusuz, güçlü. adı da legro'ydu. olgun bir yaştaydı ve biliyor musunuz, ölüm sehpasına doğru çıkarken, ister inanın ister inanmayın, yüzü kireç gibiydi; ağlıyordu. böyle bir şey olabilir mi? bu korkunç bir şey! kim korkudan ağlar? o güne dek ağlamamış, kırk beş yaşında bir adamın korkudan ağlayabileceğini düşünememiştim bile! bu yalnızca çocuklara özgü sanmıştım. ya o anda söz konusu insanın içinde ne fırtınalar kopuyordur acaba? yüreği acıyla eziliyordur... bu, insan ruhuyla alay etmekten başka bir şey değildir! deniliyor ki: "öldürme!" ama o öldürmüş diye onu da mı öldürmek gerekir? hayır, hayır böyle olmamalı! söz konusu olayı göreli bir ay geçti; ama hala her şey gözümün önünde. en az beş kez düşlerime girdi.

    - uşak, neyse ki kafası kesilirken çektiği acı kısa sürmüş, diyebildi.

    prens ateşli bir biçimde yine başladı:

    - biliyor musunuz ne?.. şimdi sizin bu söylediğinizi herkes yineleyip duruyor. (uşak herkes, prens dosto. prens ile diğer herkese cevap veriyor dosto.) zaten giyotin denilen bu alet de işte bu yüzden yaratılmış. oysa benim daha o sırada aklıma bir düşünce geldi: ya böylesi daha da kötü ise? siz belki bu düşüncemi garip, üstelik de gülünç bulabilirsiniz... ama insanın düş gücü söz konusu düşünceyi de yaratabiliyor. şöyle bir düşünün: örneğin sana işkence ediyorlar; dolayısıyla yaraların var ve fiziksel acı çekiyorsun; bu da seni ruhsal acıdan alıkoyuyor; başka bir deyişle ölene dek yalnızca yaralarının verdiği acıyla uğraşıyorsun. oysa acının en büyüğü, yaraların ki değildir! acının en büyüğü, bir saat, sonra on dakika, ardından otuz saniye sonra ve de şimdi, hemen şu anda ruhun bedeninden ayrılacak ve sen insan olmaktan çıkacaksın, üstelik de bunu kesinlikle biliyorsun; en önemlisi de şu ki her şey kesin. başını bıçağın altına koyup bıçağın başına doğru nasıl kaydığını duyduğun o çeyrek saniyelik zaman dilimi ise, her şeyden korkunç. biliyor musun, bu benim uydurmam değildir. çok sayıda kişi de benimle aynı düşüncede olduklarını dile getirmişlerdir. ben bu düşünceye öylesine çok inanıyorum ki sözünü ettiğimiz konuya ilişkin kişisel görüşümü bildirebilirim: cinayet için cinayet işlemek, suçun kendisiyle kıyaslanamayacak ölçüde çok daha büyük bir cezadır. ölüm cezası verip bir insanı öldürmek bir haraminin işlediği cinayetten çok daha kötü ve korkunçtur. haramiler tarafından gece ormanda ya da herhangi bir yerde öldürülmek üzere olan insan son ana kadar kesinlikle kurtulabileceğine ilişkin umut besler; kimi kez, bıçak boğazını keserken bile kurban hala umut ediyor, haramilere yalvarıyor ya da kaçmaya çalışıyor. oysa ölüm cezasının gerçekleştirildiği sırada kesin bir biçimde kurtulma umudun elinden alınıyor; bu umudu taşıyarak ölmek ise, on kat daha kolay bir ölümdür. burada bir ceza söz konusu ve bundan kesinlikle kaçamayacağını bilmekten daha büyük ve korkunç bir acı dünyada yoktur. çatışma sırasında bir askeri silahların tam karşısına dikip üzerine ateş edin; o anda asker içinde hala bir umut taşıyacaktır; ana aynı askere kesinleşmiş ölüm cezası kararını okuyun: ya delirir ya da ağlar. insan doğasının böyle bir şeyi kaldıracak durumda olduğunu kim söyleyebilir? akli dengesini yitirmeden buna dayanabileceğini kim söyleyebilir? bu çirkin, gereksiz, yararsız yerme neden? belki de ölüm cezası kararını okuyup acıdan kıvranması için bir süre bıraktıkları sonra da yanına gidip: "al başını git, seni bağışladık!" deyip gönderdikleri bir adam vardır. (dosto'nun kendisi oluyor bu adam) işte bu adam bizi sözünü ettiğimiz konuda aydınlatabilir.

    (bkz: giyotin)

    (bkz: dostoyevski)

    (bkz: budala)
    0 ...