özgür gümüşsoy

entry26 galeri
    25.
  1. Sanki gece, avlusuna almış dolunayı gizliden gizliye
    Perşembeyi cumartesiye bağlıyorlar beraber
    Herkes uyuyor, hepsi de güya Tanrının güvencesinde!
    “Bugün günlerden ne? ” desen; herkes’ler uyuyor
    Peki bu ömür hırsızlığı değil de ne?

    Takvimlerde bilhassa es geçilen o iki kış günüydük
    Ama çok güzeldik…

    Kar taneleri ile piyano tuşları arasındaki renk uyumu
    Yine gözünden kaçıyor şu meşhur damdaki piyanistin
    Hayır o kemancı falan değil, üstelik de kör!
    Ne kayıp notaları görüyor ne de sol anahtarını
    O hicaz şarkının dışında bırakılıyoruz sürekli, efkâr kapımızda!
    Haciz getirilmiş bütün kişisel avuntularımıza
    Alacaklı gibi çalıyor vaktimizi, hissel mevzuatlar
    Dolunay, dolu kısmına bakmaktır bir rakı bardağının…
    Gökyüzü de şişedeki gibi durmuyor
    Sokak ise tamamen, hüznü sek tüketmeye taraftar
    Her yerde kar var, kalbini siktir et bu gece!
    “O şiir senin bu şiir benim…” diye dolanırken sen
    Kelimelerimin kombine biletlilere ayrılmış tribünlerinde
    Geçiyoruz içi boşaltılmış manalardan el birliğiyle
    Taraf olmak deyince, elini sol göğsüne götürmüyor artık hiç kimse!
    Herkes uyuyor, herkes’ler harfiyen uyuyor ‘gaflet’ sözcüğüne!

    Işık hızından arda kalan o iki beyaz gölgeydik
    Ama çok güzeldik…

    Geçiyoruz el birliğiyle, mananın hafifliğinden
    Ceplerimizde hem lahana turşusu hem de perhiz reçetesi
    Selamsız geçiyoruz, sahib-i meçhul salalardan
    Malum ya yazarlarımızı usulen sırtlarından kurşunluyor
    Peşi sıra adlarını veriyoruz büyük bir övünçle
    Katilliği erken yaşta aşıladığımız çocuklarımızın
    Hep o biraz buruk, hep o öksüz oyun parklarına
    Bu heybetli ülkenin bilincini yitirme törenleri esnasında
    Eski bayramlardan bahsediyoruz nerdeyse deli cesaretiyle
    Şeker toplama rekorları, ev yapımı baklavalar…
    Kızkaçıran’lar filan hani
    Hemen aklıma kendi çocukluğum geliyor böyle anlarda
    Bazı zaman evin dahi yolunu bulamazken
    Aklıma nasıl geliyor, inan ki bilmem
    Geçiyoruz şuursuz bir hikâyenin içinden, el birliğiyle
    Durduk yere kahraman durduk yere ziyan oluyor
    Özgürlüklerine bir hayli düşkün
    Ve hâlâ suç unsuru teşkil eden o Uğur’lu düşüncem!

    ilk randevularına tesadüf eseri çıkan iki beyaz fahişeydik
    Ama çok güzeldik…

    ismini Beatles’tan ödünç almış o kafede
    Köşede ihtiyar bir gramofon –ki gram sesi sedası yok!
    Duvarlarda 'The Wall' gibi Pink Floyd posterleri
    Bir de belki Scarface afişi ve Tony Montana’nın suratsızlığı
    ikimiz de üşümüşlüğümüzle oradayızdır kesin
    Sıcak çikolata söylenir, sırf ortam ısınsın diye belki
    Kar kıştır da hem; “*-Hastayım sana!
    -Gesmis olsun...” diyalogu masada hiç sırıtmamaktadır
    Pencereden dışarıyı izleyerek bir çıkış ararsın bu sevdaya
    “Ben hemcinslerinin oyun hamuru olmadım hiç
    Yüreğim öyle kolay şekil almaz! ” diyerek kozunu öne sürersin
    Sıfırın altındayımdır, sıfırın da koynuna girmişimdir ben
    Keza benim tüm soğukluğum da bu sebeptendir
    Zaman zaman evin dahi yolunu bulamazken
    Ciğerime kadar nasıl sokulursun, inan ki bilmem
    “Kadın tenlerini tek tek damıtarak
    Ölümsüzlüğün şiirini kaleme alıyorum
    Suyun ısınıyor senin de, haberin olsun.” derim örneğin
    Gülersin, gülüşün caddeleri de günaha sokar muhtemelen
    Ah sen yok musun sen, bu meczup beden alacağın olsun!

    Uzay mekiklerine kafa tutan o iki beyaz kargaydık
    Ama çok güzeldik…

    Hani ayda yürüyüp izini belli etmeyen o adamlardandım
    Mesafeliydim Houston’la, aramızdan su da sızardı muhakkak
    Bence asıl uzayda yaşam vardı!
    Taa fezalardan dahi çıplak gözle görülebilen
    Emsallerinden vücut kıvraklığıyla ayrılan bir yapıdaydın sen
    Çin Seddi gibi uzanırdın yatağımın yüzölçümüne
    Galaksinin pür dikkat takip ettiği bir sevişmede
    Birbiriyle birebir aynı olan iki kar tanesini aradık durduk
    Tenlerimizin bilime adanmış tüm serbest bölgelerinde
    Aşk böyleydi işte, olmayana yol bulmaktı biraz da
    Herkes’ler uyuyordu, “Zifir-i Nefes” melodisiyle
    Bağıracak olduk tam da onlara uyanın diye
    Çünkü hicaz bir şarkının kapısında resmen ölüyorduk
    Damdaki piyanist, serçe parmağıyla ifşa ederken o geceyi
    Anımsar mısın bilmem, sanki olduğumuz yerde
    Sanki biz seninle, rakının da verdiği o şevkle
    ‘Orgazm’ adlı gezegene doğru hızla mesafe kat ediyorduk!

    iki kara zarf gibi, çekmecenin en arkasında bekletilen
    Tanrının mazisini aydınlatacak o iki beyaz ayıptık!
    Özenle saklandık ama inan ki çok güzeldik…
    0 ...