iyi yaşayanlardan olmuştu. yüzünde öte alemlerin hasretinden mütevellit hüzünlü bir ifade, yufka yüreğinden kaynaklanan bir tebessüm olurdu hep. hafifi öne doğru eğik boynu hep koruduğu tevazusunu simgeliyordu. o yüzden kambur dolaşma yakışıyordu ona. çocukları hep sevdi. cebine giren üç beş kuruşu mahalleye girerken uğramayı ihmal etmediği bakkalda harcardı. çikolata, arasıra oyuncu kartları ve bazen şahit olduğu mandik fisker kelimesinin yarattığı etkiden dolayı birkaç misketle doğru evin yolunu tutardı. çocukların dört gözle onu beklediğinin bilincinde, suratındaki tebessümü mahalle kahvesinin müdavimlerine ikram ettikten sonra geri kalanını en sevdiği varlıklara saklardı. misketleri adaletli dağıtır, çikolatayı eşit parçalara bölüp her birini mutlu etmekten eşsiz mutluluk duyardı...
öksürüyordu yatağında şimdi. biraz ağrısı da vardı, ''şükür'' kabilinden birşeyler fısıldadı. yüzündeki tabessüm daha da güçlüydü sanki. cennetin kokusu üflenmişti belki burnuna, ondandır. ya da ağrıyı veren huzurdan da nasibini kesmemişti. terki diyar edip, yeni bir aleme, en sevdiğinin yanına gitmenin heyecanı içindeydi. ölmek değildi bu onun için, aksine ilk defa doğacaktı. mutluydu yatağında şimdi, huzuru veren altın tepside mutluluğu da sunmuştu ona. o yaşarken sevgiliyi unutmamıştı. son nefesinde en sevgili de onu unutmuyordu.