Şunu iyi bil dostum, dünya devrimini tek başına gerçekleştiremezsin, başkalarının da gelmesini, seninle beraber olmalarını beklemek zorundasın.
Sovyet Rejimi ve rejimin kendi içinde bulunduğu kargaşalar Cengizhana Küsen Bulut ve Toprak Ana romanlarında olduğu gibi romanın baş meselelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Komünizm in yürütülemeyişi ve ülkeyi saran buhranlar birçok Kırgız insanı gibi Aytmatovu da derinden etkilemiş ve bu mesele romanlarının başköşesine oturmuştur. Elveda Gülsarı, komünizmin yürümezliği endişesi ve döneme getirilen bir eleştiri ile bir Kırgız kolhozuna üye olan Tanabay ve onun başına gelen maceraları, kendi ile iç hesaplaşmaları ve atı Gülsarı ile olan dostluğunu işlemektedir.
Aytmatov, kolhoz yaşamı ile gerçek yaşamın arasındaki farkları, ideolojinin Kırgız insanını birbirine düşürecek derecede katı bir rejimin Kırgızları kardeşçe yaşamak töresinden mahrum bırakabileceğini anlatmıştır. Diğer bir deyişle, Elveda Gülsarı için Aytmatovun komünizmin aksak yönlerine ve işleyiş bozukluklarına getirdiği bir eleştiri romanıdır diyebiliriz.
Bütün meseleleri kestirmeden bir çırpıda halletmek istiyorsun! Oysa zaman çok değişti. Artık nerede ne söyleyeceğini, kimlerin önünde nasıl konuşacağını bilmen gerek. O zaman her şey iyi gider, başın derde girmez. Başkaları nasıl konuşursa sen de öyle konuşacaksın, onların havasına uyacak, ne yazılmışsa onu okuyacaksın.
Tanabay aslında başına gelebilecekleri daha önceden bilmesine rağmen yine de sözünü söylemeden çekinmemiş ve ardından bu özelliği onu kolhozdan atılmasına ve en yakın arkadaşı Çorayı kaybetmesine kadar olan hadiselere sabretmek ve olanları kabul etmek mecburiyetinde bırakmıştır. Tabi bunda Aydınlık ve gölge nasıl yan yana ise insanın kaderi de öyle, mutluluk ve acıyı beraber getiriyordu: Bir yanda kıvanç, bir yanda kaygı. Hayat dediğin böyle işte diye düşünmesinin de payı büyük. Aytmatov bütün eserlerinde olduğu gibi bizlere bir bilgelik örneği de sergilemiş olabilir pek tabii.
Şimdi her şeyi alüminyumdan yapıyorlar: Tencereyi, tabağı, kaşığı, sürahiyi, leğeni her şeyi. Nereye gitsen hep aynı şeyleri görüyorsun. Hem ne kadar kaba şeyler! Yazık. Aslında kapital dünya düzeni ile birlikte fabrikalar yani yaratıcılığın ve işçi gücünün katilleri o ölüm tüccarları hayatımıza girdiğinden beri her şey bir tekdüzeliğe büründü. Bu tekdüzelik Kırgız kültürünün çadırları, ev eşyalarını kendileri yapmaları, emek sarf etmeleri ve değer bilmeleri örflerini de ortadan kaldırmış oldu. Aytmatov, Tanabayın bu düşüncesiyle bizleri de bu noktayı sorgulamaya, kapitalizmin eşyayı neredeyse insandan öte bir değere sahip kılan (para bakımından elbette) bir kavram olduğunu hatırlatmaktadır.
Her yönüyle Elveda Gülsarı için; okuruna Aytmatov bilgeliğinden öğretiler katan; bir ata bile en az insan kadar değer veren Kırgız kültürünün ve bütünüyle dünya çağdaşlığının bizleri eşyayı dahi aynılaştırarak kendimizden başkasına değer vermediğimiz bu çağdaş(!) günlere nasıl geldiğimizi eleştiren bir Aytmatov şaheseri diyebiliriz