Son 80 dakikasındaki teknoloji harikası batış sahnesi olmasa bir halta yaramayacak film.
Bazı korkunç hatalar da vardır. Mesela Picasso'nun "Les demoiselles D'avignon" tablosu gemide suyun dibini boylamış gözükmektedir ama tablo aslında New York Modern Sanat müzesinde sergilenmektedir.
Film aslında kast ve sınıf ayrımcılığı sistemi üzerine harika fikirler sunabilecekken gidip bir ergen aşkı üzerine kurulmuş. Caprio'nun seçilmesi çok uygun olmuş bu amaca. Caprio, çok iyi bir aktör değil ama zaten o yakışıklılığıyla da olması gerekmiyor. Sadece Twilight kızlarının o dönemki versiyonlarını sinema salonlarına çekmek için düşünülmüş bir isim (ki başarılı da oldu). Diyaloglar o kadar klişe ve basit ki insanın nolur susun gemi sadece batışına kadar yol alsın biz manzarayı izleyelim diyesi geliyor ("rüzgarda uçuşan bir otum" gibi abukluklar var). Rose karakteri ruhani kurtuluşu arayan, kendini bulmaya adamış bir kadın yerine şımarık, ilgi budalası bir züppe bir kız olarak yansıtılmış. Film romantik olacağım diye kazazedelere ve gerçek drama eğilmek yerine bu iki şımarık asi ergene yoğunlaşınca ortaya sosyal anlamda anlatılabilecek hiçbir şey çıkmıyor. Anlaşılan Romeo ve Juliet tarzı aşklar her zaman satacak.
Ve bu filmin o senenin asıl başyapıtı L. A. Confidential'ı geçip oscarları topladığını düşünmek...bazen bu Amerikalılar hakikaten aptal oluyor.