Kravatımı gevşettim...
Yorgunum ve kafam karışık. Abim evlendi ya! Hani sabah uğraştım şakalaştım filan ama bu gece abim eve dönmeyecek. Tamam, ölüme gitmiyor ama eve de dönmüyor. Düğünler bugüne kadar pasta yediğim, bol müzikli ve gürültülü mekanlardı ama bugün her şey değişti. Düğünü yapan taraftık, damadın erkek kardeşiydim. Olaya bak! Ön kapıdan gelenleri karşıla, arka kapıya koş oradan gelenleri yakala, hem köydekiler tanı hem de üniversite camiasındakileri tanı, eski dostlar ve komşular, yakın akrabalar ve uzak akrabalar, abimin iş arkadaşları ve dostları... Herkesi tanımak zorunda değildim ama tanıyordum. Herkese masa ayarlıyor, masalara gidip hal hatır soruyor ve tekrar ön ve arka kapılar arasında koşturuyordum. Pasta fırından satın alınır, kola marketten alınır ama samimiyet parayla alınmıyor. Bugün düğünümüzde bunu gördüm, yoruldum filan ama buna değildi ya da değmeli! Takı töreni sırasında kızımıza yüzüğü takarken "Abimi öyle mutlu et ki, 26 yıl boşa yaşamışım desin." diye söyledim. Belediye başkanı geldi kıydı nikahı ve hep merak ederdim, nikah memurları belediye başkanından yetki alıyor ama belediye başkanları kimden yetki alır? Zeki Toçoğlu medeni kanundan aldığı yetkiyle kıydı nikahı. Bir de abimin patronlarından Kösemusullar'dan biri de ordaydı ama ismini hatırlamıyorum. Değişik bir geceydi, daha doğrusu değişik bir gün. Düğün bitti ve diğer işlere karışmak istemedim, eniştem beni eve bıraktı. Eve geldim, evime geldim, artık abimle ne müzik sesi için kavga edecek ne de banyo sırası için tartışacaktık. Gerçi abimle artık pek bir şey de yapamayacaktık. Bunları düşündükçe sıkıldım.
Kravatımı gevşettim...
(19.10.2014)