benden başka da bir cacık olmaz muhtemelen.
mesleğimle ters orantılı olarak acayip şekilde yemek yerim, yemeyi yapmayı da severim. hele misafir! misafiri çok başka severim. 5- 6 yaşlarındaydım, dedemlerle beraber yaşıyoruz. o zaman çay bardağına koyardı dedem rakıyı, oturturdu beni karşısına, başlardı masanın adabını anlatmaya. kulağımda gündüzüm seninle, önümde mezeler, karşımda muhabbeti bol bir adam, elimde de çay bardağında rakı.
böyle büyümüş birinden de fazla bir şey beklememek lazım. ama özlüyorum. bu ayın 12 sinde 21 senemi geride bıraktım, 22 me merhaba dedim. 12 sene önce de dedemi kaybettim. onu öyle çok özlüyorum ki. rakı kokan evimizi, meze kokan sakallarını. rakı masası uzunca tutar kendinde insanı. geçmişe götürür, ülkeyi kurtarma planlarını anlattırır, gevşetir, ısınırsın, gözler kısıldıkça hafif bir mayışma hali, sonrası kahkahalarla karışık gözyaşı.
ne garip içkidir yahu, yemeği farklı, sohbeti farklı, şarkısı farklı, ortamı farklı.
bir laf vardı: Çapkın olabilirsin. iki kişiyi birden sevebilirsın. hatta aşklarından ölebilirsin de. sabahlara kadar içip sarhoş da olabilirsin. ama hiç bir zaman aynı kadehte iki kadını düşünemezsin. niyeyse çok severim, paylaşmak istedim.