sirke giderken bir aslan tarafından parçalanmak kadar trajikomikti benim hikayem. ancak size o hikayeyi anlatmayacağım.
küçük bir çocuğun mavi ayıcıklı şortu
her nefret gibi ben de solgun ve sıcaktım. hüznümü kulağımın arkasına almış ve burun deliklerimin odak noktasındaki kıllar ile bir hissi bütünlük oluşturmuş, balkonda oturuyordum. doğrudan sokağın girişine bakan balkonumdan onu gördüm. evet. yeşil bir şapka takmış, altına ise pembe bir takım elbise giymişti. bu giyimiyle ne kadar kendini halktan biri gibi göstermeye çalışsa da nefes alışı onu ele veriyordu. onu tanımıştım. oyun buraya kadarmış diyerek içeri gittim. silahımı aldım ve ateş ettim. her şey burada bitiyordu. lakin başladığı yer çok farklıydı.
11 gün önce...
susamıştım. ancak su içemiyordum. -en azından çişim gelmişti de işeyemiyordum, gibi bir durumda değildim. o daha çok acı veriyor.- kafamı kaldırdım. kaldırımda insanlar koşuyordu ancak kimse beni görmüyordu. hayır, benden kaçıyorlardı. hayır, hayır benden değil sıcak bir şeyden kaçıyorlardı. ne olduğunu tam anlayamadım. sokakta osura osura yürüyor ve kimse benim osurduğumun farkına varmıyor diye mutlu oluyordum. her şey o anda oldu. sıcak ve ses. önce sesti galiba. ancak kesinlikle sıcak vardı. üzüldüm ve yere düştüm. ağlayamıyordum ve gülemiyordum. elim kıpırdıyor ancak bunu istemediğimi bilmiyordu. her şey karışık ve sisliydi. sonra ise ne ses vardı ne de sıcak...
11 gün önceden 3 gün sonra...
gözlerimi açtığımda her yeri beyaz diye hayal etmiştim ama maviydi. koduklarım beni sağlık ocağına mı getirdiniz diyecektim. ancak yana döndüğün zaman ''hacıbadem hastanesi'' yazılı vazoyu görmemle içim rahatladı. zengin yerine getirmişlerdi. boğuk bir sesle ''su'' dedim. kimse beni duymadı galiba diye düşündüm ve ''her gece popomu elliyorum.'' dedim. oradan bir ses geldi. koduğum ya. neyse. 4 saat sonra kendime geldiğime başıma ne geldiğini de öğrendim. başıma bir çiçek geliyordu. hangi salak çiçek vazosunu o kadar yakına koyduysa başıma değip beni huylandırıyordu. ha bir de bir bombalı saldırıdan yaralı olarak kurtulmuşum. bunu öğrenince ilk tuttuğum şey pipim oldu. allah korusun, bombalı saldırı da sıcaktan erimiştir, şarapnel filan saplanmıştır. neyse ki sapasağlamdı. o günü uyumaya çalışarak geçirdim. ancak aklımda bir şey yoktu. insan bombalı bir saldırıdan kurtulunca aklında hiç bir şey olmamasının garip olduğunu düşünerek aklımda bir şeyle uyuya kaldım.
11 gün önceden 7 gün sonra...
aradan 4 gün geçmiş ve ben hastaneden çıkmış eve gidip çavuşu tokatlamıştım. bombalı bir saldırıdan kurtulduktan sonra çavuş tokatlamanın da ayrı bir tadı var doğrusu. o gün bir kez daha karşılaştım onunla. nasıl mı hep beraber okuyalım.
kapı bir anda tekmelenmeye başladı. önce ''ne oluyor lan!'' diye bir korkudan sonra küfürle kapıya yöneldim. kapının deliğine bakmadan - böyle deyince de bir hoş oldu- kapıyı açtım. karşımda ise o vardı. evet, o. hatice. lanet olsun dedim. kırmızı bayrak'ı kesip yedikten sonra onu yalamış ve evden kovmuştum. kovarken de kafasına işemiştim. şimdi ne yüzle buraya geliyordu. tam ağzına çavuşla vuracakken, dur dedi. ''seni öldürmeye geldim...''
şok olmuştum. sen kimsin ulan dedim. o da gizli bir tarikatın binasında çalışan başka bir gizli tarikat üyesiyim, dedi. ''ha ha, bunu gözlerinden okumuştum bir önceki hikayede.'' dedim. şaşırdı. '' böyle bir dehaya yazık olacak.'' dedi ve bıçağını çıkardı. işte o anda zaman durdu. bir önceki sefer kırmızı bayrak'a kafa attığı için onunla dövüşümü görmeyen bu cahil kişi, bir incirli bebesinin bıçağa hükmedişine tanık oldu. kısa sürede yere yuvarlanmış ve kulağına tükürülmüş bir halde duruyordu. sordum '' bombayı da mı sen koydun?''. cevabı bildiğim halde bir cevap bekledim. söylemedi. sustu.
11 gün önceden 11 gün sonra...
benden kaçmıştı. buzdolabından çıkıp üstüme atlayan o kız, o masum, o tatlı yaratık ellerimden kaymıştı. turuncu bir kurbağanın acımasız aşkının sessiz çirkinliğinin, aşılmaz endamıyla kendimden geçmiştim. beraber neler yapmıştık, evet en sonunda beni öldürmeye çalışmıştı. bu bile tamamdı. ancak benden kaçması... kulağımı yaladıktan sonra benden kaçması... bu her şeyi bitirmişti. balkonda oturuyordum. o anda onu gördüm. yeşil bir şapka takmış, altına ise pembe bir takım elbise giymişti. bu giyimiyle ne kadar kendini halktan biri gibi göstermeye çalışsa da nefes alışı onu ele veriyordu. onu tanımıştım. oyun buraya kadarmış diyerek içeri gittim. silahımı aldım ve ateş ettim. belki acı belki de sevgi...kırmızıydı...sessizce akıyordu kalbinden...benim acımda mı böyle dedim...
bir ses ve sıcak...önce ses miydi hatırlamıyorum, sonra ne ses vardı ne de sıcak...