adele'de kendimi gördüğümdür. bir kadının genç kızlık çağlarında hayatında bir şeylerin sahte olduğunu hissetmesi ve bu sahteliğin ardından gerçeğin ne olduğunu bir "mavi"yle öğrenmesi. gösterişsiz, sade sayılan hayatı ve hayalleri olan bu kadın, maviye sevgisinde orantısızdır, hatta bunu cinsellikle dışa vurur genelde. onun entellektüellik ve şaşaa içindeki hayatında barınmaya çalışan adele'in çırpınışı, emma'ya çay koymaya çalıştığı sahnede görülür en yalın haliyle. onun partisi için koca tencere makarna yapışı, surat ifadesi, yine de bozmayışı... sonra bu kadın gider mavi'yi aldatır ki, bu durumda adele'i suçlayanlar olacaktır. aldatmanın savunulabilir bir tarafı pek yok gibi görünürde. ama var! gözünün önünde, bambaşka bir hayatın içinde olan ve seni içeri almayan hayatının aşkı pek tabii sevkedebilirdi bu duruma, ki etti de. üstelik bunu başka bir kadınla da yapamadı. çünkü o zaten bir kadına aşıktı, yerine koyabileceği bir kadın yoktu. bir biseksüelin de yaşadığı klasik tercih edişlerden olan, sevdiğin cins seni yalnız bırakırsa, karşı cinse git ve öylece oyalan. oyalandı da. peki devam edebildi mi mavi gibi? sonu olmayan filme göre pek de öyle değil. sevginin fazlası özyıkıma götürüyor işte, başka son beklenemezdi.
ayrıca 3 entry nedir lan? lezbiyenliğin heteroseksüellik kadar prim yapmadığı dünya, bin kundus sana cnm.