deliliğin tarihi, kelimeler ve şeyler(sosyal bilimlere başka bir temel bulma çabasındadır), bilginin arkeolojisi(bilgiyi iktidar ilişkisi olarak görecektir), cinselliğin tarihi, hapishanenin doğuşu eserleridir.
foucault sistematik değildir. bazı temel belirlemelerini incelemekte fayda var yine de. önemli adam sonuçta. özel hayatı bizi ilgilendirmiyor.
foucault'nun belli bir metodolojisi yoktur. sadece kullandığı bazı kavramlar ve aralarındaki bağlantılar onun metodunu çaktırmadan bizlere sunar. "arkeoloji" ve "jenealoji" onun merkez kavramlarıdır diyebiliriz.- aynı zamanda da metodunu oluşturuyor.
bu kavramları iktidar, bilgi, söylem gibi kavramlara uygular; ben, tarih, şimdi, teknoloji...
aslında temel ereği, iktidarın doğasını ve bilginin toplumsal kontrol araçlarına nasıl dönüştüğünü görmektir. hapishane, iktidar, psikiyatri, cinsellik, delilik gibi olguların analizlerinde iktidar ve bilgi ilişkilerini araştırır.
çözümlemelerinde vardığı sonuç: epistemolojik kesinlikler yerine, büyük değişimler ve kopuşlar vardır. mutlak doğrular yerine, tarihsel koşullara göre değişen kabuller vardır. örneğin; normallik, anormallik, delilik, cinsellik, iyilik gibi kavramlar kendimizi tanımladığımız kavramlardır. ancak bunlar birer gerçeklik alanı değil birer tarihsel yapıntıdır. bu doğrultudan baktığımızda doğruluğun mutlaklığı sarsılmış oluyor bu ağabeyimize göre.
arkeolojiyi burada geçmişe yönelik bir kazı olarak görüyoruz. yani bir araç olarak kabul edebiliriz bunu. ki bu onun ilk çalışmalarına tekabül etmektedir. özellikle insan bilimleri alanındaki araştırmalarında uyguladığı metod budur. bu geriye doğru yapılan kazı aslında bir soruşturmadır da diyebiliriz.
yeni bir şey ortaya çıkarken, varolanın bu ortaya çıkışı nasıl etkilediği araştırma konusudur. yanlış anlaşılmasın, foucault burada bir tarih yapmıyor. bir olayın geçmişteki tarihsel kökenine bakıyor. buradan çıkışla kendi başına bağımsız çıkışların olmadığı yargısına varıyor. haklı da. düşünce dizgelerinin söylem yapılarıyla nasıl etkileşim içinde olduğunu örnekliyor vs. güzel şeyler söylüyor aslında. neyse cıvıtmıyorum.
düşünceler söylem ağları içerisinde şekillenir. öznelerin dışında birer gerçeklik olarak vardır. ancak koşullar, iktidar ilişkileri bu düşüncelerin doğruluğunu değiştirir. işte arkeolojik yöntem burada devreye giriyor ve doğruluk koşullarını araştırıyor.
bilgiyi, hem bilinçten hem de toplumsal yapıdan bağımsız olarak ele almaya çalışıyor. bu noktada meşhur, adamı boğazlayan yapısalcılardan ayrılıyor ki bu benim hoşuma giden noktadır.
bilgi, toplumsal ve dilsel pratiklere bağlı olarak gelişir. bir dizgenin bir başka dizgeye geçişi bu olgu ilişkileriyle meşrulaşır.
bu eksiksiz geçişleri de soybilim araştırmalarında açığa çıkartacaktır. yani bunun için arkeoloji dönemine birinci, soybilim dönemine de ikinci dönem diyebiliriz.
foucault, bir yandan ben ile iktidar arasındaki ilişkileri gözlerken, diğer taraftan tarihin bir dönemindeki doğru olarak kabul edilenin bir başka dönemde nasıl yanlışa dönüştüğünü görmek istemektedir. buradan onun genel ideolojisinin "mutlak doğruluklar yoktur, değişkendir" olduğunu anlıyoruz.
misal, deliliğin tarihi kitabında "delilik" kavramlarının tarihsel süreç içinde geliştiği anlam farklılıklarına bakar. antik çağda değilik tanrısal bir esinlemeydi. böyle şekilli şekilli garip hareketler yapmak insanları bu yönde düşündürmeye sevkediyordu. az çok filmlerde filan da görürüz.
burada delilik ve akıl arasındaki ayrımı tarihsel sürecin bir ürünü olarak görüyor bu adam. 17.yy'da deliler tımarhaneye kapatılması gereken kişiler olarak görülüyordu. orta çağda içine cin kaçmış deniyordu. 15.yy'da avare kişiler olarak adlandırılıyordu. 19.yy'da ise tedavisi gerekli olan kişiler olarak önümüze çıktılar. nasıl oluyor da bu bilinç kabulleri değişiyor? işte burada da iktidar ve bilgi söylemleri işliyor. genel yapı itibariyle böyle.