rubaiyat

entry4 galeri
    4.
  1. attila ilhan'ın elde var hüzün şiir kitabının üçüncü bölümü. rubaiyat'ta yalnızlıktan kaynaklanan ruh sıkıntılarını ve ölüm düşüncelerini, şairin varlık problemi etrafındna değerlendirdiğini görürüz. bu bölüm dokuz şiirden oluşmaktadır.

    rubaiyat

    azade ser olurdum âsib-i derd-ü-gamdan
    ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı
    ziya paşa

    zulmetmeyi yeğler o buzlu kadın sevmek yerine
    gözlerindeki soğuk elektrik
    çakar ufkumuzda şimşek yerine
    kanı donmuştur / besbelli kılı kıpırdamaz
    koparıp göğsünden yüreğini
    uzatsan kan içinde
    çiçek yerine

    sürekli bir dalgınlıktır kuğu
    buğulu bir gölde yalnızlık biriktiren
    kederinden yolcuların boğulduğu
    dağılan bir düşüncedir ağaç
    yaprak yaprak sonbaharı getiren
    soğuk karanlıklarda çıplak ve aç

    döne döne sonbahara ulaştı yorgunluğum
    uzaktan ölümün çanlarını duyuyorum
    geceler uzadı sabahlar olmak bilmiyor
    sürekli alacakaranlıkta hanidir ruhum

    bir vapur gibi uğuldayarak
    hışımla sırılsıklam
    ansızın karşıma çıktı gece
    başıboş bir vapur gibi
    kara sularıma girmiş
    gizlice
    o yol kesemez ben duramam artık
    çarpışmamız kesinleşti
    ne korku ne pişmanlık ne yeis
    en sessiz derinliklere içimde belki senin
    hasretini götüreceğim
    sadece

    yağmurlu kış günü tenha bahçede çırılçıplak
    mevsim ona beyhudedir artık ne soğuk ne sıcak
    bu çınar ömür boyu yalnızlığa hüküm giymiştir
    her gün bir parça ölerek süresini dolduracak

    trenler katar katar
    şu dağdağalı dünya garında gördüğüm
    türlü çeşidi var
    kimisi gümüştendir camları kesme billur
    kimisi ahşap durduğu yerde tutuşur
    kimisi sanki solucan uzar uzadıkça
    kimisi düğüm üstüne sanki düğüm
    kim olsan fakat hangisine binsen
    nasıl binersen bin
    değişmez varılacak son istasyon ki ölümdür
    ölüm

    korkunun kulak gibi çınladığı bir hicran saatında
    tehditlerle dolu bir kış doludizgin yaklaşıyor
    yağmurların soğuk kanatlarında
    çevremde muazzam bir baş dönmesidir adeta şehir
    münzevi bir soru işaretiyim
    simsiyah şemsiyemin altında

    buz kuşları toz halinde iç ufuklarımıza dağıldılar
    yapraklarının kızıllığı söndü kapkaranlık ağaçlar
    görünmez bir devin sendelediği hissediliyor her an
    kan kaybediyor kan ağır yaralı sonbahar

    sabah uyanırsın karanlıktır
    ezan yağmurda dağılır
    kuş yağar bulutlardan
    açıklarda fırtına
    telsiz işaretleri kayıp vapurlardan
    yemyeşil sonsuzluğa akıyor
    eriyip sabah yıldızları bir bir
    yaşlılar öldü
    gençler yaşlanıyor
    bebekler doğacak
    her an kendini yenilemektedir
    yeryüzünde insan
    0 ...