bir adam tanıdım. onu gördüğümde elleri yüzündeydi ve ağlıyordu. bir duvarın üstüne oturmuş, önünden gelip geçenlere aldırmıyor, ağlıyordu. ben de onun önünden yürüyüp gecenlerden biri olabilirdim. istemedim bunu. ve kendime yapma dediğim ne varsa onları alışkanlık haline getirdiğimden adamın üç metre yanına oturdum aynı duvarın üstüne.
aradan belirsiz bir zaman geçti. adam hıçkırıklarla aglamaya devam ediyordu ve benden rahatsız olduğu belliydi. ne derdi varsa bilmek, dinlemek anlamak istiyordum ama kalkmak zorunda olduğumu hissettim.
tam ayağa kalktığım anda 'gitme. ' dedi. sesi görünüşüne göre oldukça naifti ve simsiyah gözleri adeta kirmizi bir ates çemberiyle çevrilmişti.
"gitmiyordum ki. " dedim. pantolonumu düzeltir gibi yaptım, kalktığım yere yavaşça oturdum. yağmur başlamıştı bir süre önce. çoktan ıslanmısım farkına teni varmıştım sadece. ve ben yagmurda bile gözyaşları belli olan bir adam tanıdım. şimdilerde düşünüyorum da keşke o adamın önünde gelip gecenlerden biri de ben olsaydım. belki de nefes alıp vermeleri, hayatı, zamanı yargısız infaza mecbur etmeye daha sonraları başlayabilirdim..
bir süre daha geçti. tanımlayamadigim bir süre daha geçti. belirli belirsiz yağmur devam ediyordu. yağmura karışan nefeslerde bir korku vardı buğu buğu. ve ben de dayanamadım. gökyüzünden değil de gözlerimden ellerime düşen damlalari saymaya basladim..
...