"Tanrıya karşı kayıtsız kalma, onun üzerine düşünmeme" anlamına gelen apateizm tanrıya karşı ilgisiz olma durumudur. Bir apateist şunu der "tanrı var ya da yok, kimin umurunda?" Bu durumu savunan kişi basit bir şekilde tanrıyla ilgilenmeyen, bu konulara hiç girmeyen kişidir. Bu kişi dinsel konularda tamamen kayıtsız kalmaktadır. Bu durumda apateizmin durumunu irdelemek için şu soru sorulmalıdır:
"Tanrıya, tanrısal olana ve dinsel düşüncelere kayıtsız kalmak doğru bir tutum olabilir mi?"
Bu soru din felsefesinin gerekliliği açısından muhakkak cevaplanması gereken sorulardan biridir. Bir ateist olarak din ile ve din felsefesiyle uğraşmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu insanlara garip gelebilir. Zira bunu "inanmıyorum dese bile içten içe tanrıya inanıyorsun. Yoksa neden bu kadar uğraş veresin ki?" diyen dindarların gülünç argümanlarından anlayabiliyorum. Üstelik "Süper kahramanlar üzerine felsefe yapmak ile Tanrı üzerine felsefe yapmak arasında neden fark görüyorsun? Sonuçta ikisi de senin görüşüne göre var değiller" diyen apateist kişilerle de tanışınca neden din felsefesine girilmesi gerektiğine dair açıklama ihtiyacı duydum. Zira süper kahramanlar üzerine felsefe yapmak ile Tanrı üzerine felsefe yapmak arasında derin farklar bulunuyor.
Her ne kadar tek boynuzlu atlara, örümcek adama, tanrıya da inanmıyorsam da tanrı konusu ile tek boynuzlu at konusu arasında derin ayrılıklar olduğunu düşünüyorum. Öncelikle tek boynuzlu atlar üzerine felsefe yapmak yaşantımızın önemli bir kısmını oluşturmuyor, evrenin kökenine dair bir açıklama ve beyin fırtınası sağlamıyor, hayatın anlamı gibi sorunlara elini uzatmıyor ve evrenin var oluş biçimine karşı kayıtsız kalıyor. Fakat Tanrı adına felsefe yapmak tüm bu soruları irdelememizi beraberinde getiriyor. Tanrı ve dinsel konular hayatımızın önemli bir yerinde bulunuyor. Bu sebeple tek boynuzlu atlara karşı kayıtsız olmak ile tanrıya karşı kayıtsız olmak birbirleriyle karşılaştırılacak türden felsefi duruş değildirler. Bu gibi felsefi sorunlara ve hayatımızın akışını değiştirebilecek konulara giren bir felsefe ile ilgilenmemek aslına bakarsanız daha garip olur.
Ayrıca dinsel konular sosyolojik açıdan da en önemli konumlardan birindedir. Zira yaşantımızın her anında dinlerine bağlı insanlarla karşılaşabiliyoruz. Dine karşı ne kadar kayıtsız olsak bile din ve din felsefesi bize karşı kayıtsız kalmıyor. Eğer günümüzde bile ateist olduğu için karne alamayan öğrenciler varsa, şeriat ile yönetilen ülkeler bulunuyorsa, dini görüşleri yüzünden kişiler dışlanabiliyorsa, öldürülebiliyorsa, sırf sosyal medyada dini eleştiren şiir paylaştığı için kişiler hapse atılıyorsa dini konular karşısında o kadar da kayıtsız olmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Sosyal yaşantımızda yeri bu kadar derin olan bir konuda kayıtsız kalmak bana doğru gözükmüyor. Aslına bakarsanız bunu bir tür sorumluluk olarak görüyorum.
Ayrıca belirtmem gerekir ki günümüz felsefesinde din felsefesine ayak basmamak büyük bir talihsizlik olacaktır. Zira on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllara kıyasla din felsefesi derin bir canlanma içine girmiştir. Üstüne üstlük tamamen beyin fırtınası yapılacak bir dal halini almıştır. Günümüzde diğer felsefe dallarıyla bu kadar ilişki içerisinde olan bir dal daha bildiğimi söyleyemem. incelerseniz Kelam kozmolojik kanıt gibi argümanlar nedensellikle, metafizikle ve zaman felsefesiyle ilgilidir. Bilinç argümanı gibi konular zihin-beden teorileriyle ve zihin felsefesiyle ilgilidir. Ahlaki argümanlar meta-etikle ilgilidir. Din dili ile ilgili felsefeler dil felsefesiyle ilgilidir. Din ve bilim ilişkisini ele alan konular bilim felsefesiyle ilişkilidir. Tasarım kanıtları bizzat bilimle, biyolojiyle ilgilidir. Darwinci kötülük problemi evrim felsefesi ile ilgilidir. Kozmolojik kanıtlar fizikle ilgilidir. iman ve akıl ilişkisi bilgi felsefesiyle alakalıdır. Bu kadar felsefe ve bilim dalı ilişkiye giren bir dal daha yok gibiyken din felsefesine karşı kayıtsız kalmak derin bir kayıp halini alacaktır.