cannes film festivalinde altın palmiye ödülü alan şahane bir nuri bilge ceylan filmi.
vizyona ilk girdiğinde gittim bu filme arkadaşımla birlikte. çıktığımızda beynimiz patlamak üzereydi. sonuçta 3.20 dk'lik bir sanat filmi. sıkıcılıklarıyla bilinen sanat filmlerinin aksine bu film izleyiciyi kendinde tutmayı başarıyor. baş karakterler belirli kesimlerin temsilcisi olması sebebiyle her insan kendini bir yere koyabiliyor bu filmde. çekimler de bir o kadar güzeldi ve soundtrack beni benden aldı.
ve arkadaşımla bu film üzerine tam bir hafta konuştuk. ertesi gün (yani dün) filme tekrar gitme kararı aldık. evet aradan sadece bir hafta geçmişti ama ikimizde deli gibi istiyorduk tekrar izlemeyi. ve ne yazık ki yaşadığımız travmatik bir olaydan sonra ikimizinde cebinde para yoktu. düşündük uzun süre. ve sinema müdürü ile konuşmaya karar verdik. evet içimizden geçenleri anlatacaktık ona anlayışlı olmasını ümit ederekten. gittik sinemaya ve çalışan elemanlardan birine müdürle konuşmak istediğimizi söyledik. geldi bülent bey(müdür). ona öğrenci olduğumuzu ve içinde bulunduğumuz durumu anlattık, filme tekrar gelmek istiyoruz fakat hiç paramız yok, izlememize müsade edermisiniz... 'madem bu kadar açık sözlüsünüz ve böyle bir filme tekrar gelmek istiyorsunuz, tabiki arkadaşlar buyrun geçin salonun birine' . ah bülent bey.. çok anlayışlı ve güleryüzlü bir insandı gözlerimizden anladı durumu. ve yine çocuklar gibi sevinerek koştuk salona güzel bir yer bulduk kendimize ortalardan. gözümüzü kırpmadan izledik bir üç buçuk saat daha.
demem o ki aldığı ödülü dibine kadar haketmiş. ama gitmeyenlere tavsiyem, kesinlikle gitmeden önce film incelmesini okuyun ve öyle gidin. bilgisiz izlenmesi durumunda hazmetmesi zor oluyor. veya bizim gibi yapın artık * saygılar...