Yaptığı, Karadeniz tadında, kesinlikle Maçka şivesiyle ama Karadeniz olmayan bir müziktir; Volkan Konak müziği... Volkan Konak müziği varsa, bir de Volkan Konak tarzı vardır. istanbul Dragos taki Trabzonspor Tesisleri nin içinde, kendi işletmesi olan Şimal Bar da tam 12 yıldır, aralıksız program yapan Konak, bunca yıldır biriktirdiği müdavimleriyle farklı bir ilişki kurar. Müdavimlerine sunduğu program, bar eğlencesinden çok bir kültür sanat etkinliği gibidir. Dia gösterileri, şiir okumaları ve şarkı aralarında sahneden sık sık sorular sorular. "Bugün Latince çalışacağız" deyip Latince bir kelimenin ne olduğunu soran, sonra da "haftaya çalışarak gelin" diyen bir müzisyen.
Dersler bazen Türkiye nin bir bölgesiyle, bazen kompozisyonla ilgilidir. Bu bara kadınsız girmek, dans etmek, istek yapmak yasaktır. Ortama uymayan olursa, Konak şarkıyı keser, "Çıkın dışarı kardeşim, şurda bilmemne pavyon var, oraya gidin" der. Başka konularda değil ama müzik, edebiyat ve sanat konusunda dinleyicisinden 50 santim yukarıdadır (sahnenin yüksekliği bu kadar). Yok megaloman değildir, ama kendini önemser. O "dünyaya kuşbakışı bakıp, kuş gibi görmeyenlerden"dir. Zaten müdavimleri de kendini önemseyen, seçici, kolay alkışlamayan insanlardır. O da onların karşısında mahcup olmamak için dersini çalışır, kendini yeniler, geliştirir. Bütün bunları yaparken derdi, insanların yaşamaya dört elle sarılmasını sağlamaktır; "En son bir ağaca ne zaman sarıldınız, bir solucanla ne zaman sohbet ettiniz?" gibi sorular sorar, baharda patlayan fasulyelerden dem vurur. Bu, Názım Hikmet felsefesidir ona göre.
Fatih Erkoç la yaptıkları ingilizce düeti kendi barında zaman zaman söyler. Bir gün Erkoç der ki, "Ben hasbelkader ingilizce bilirim ama seninkini pek anlayamıyorum." Cevabı şu olur: "E benimki Maçka ingilizcesi abi." Tabii bir de Maçka ispanyolcasıyla söylediği şarkılar vardır ama... Neyse.
Bir de kavga adamıdır. Asil olmak koşuluyla kavganın gerekliliğine inanan. Son kavgası, Çernobil kazasının yaydığı radyasyon nedeniyle Karadeniz de artan kanser vakaları üzerinedir. Sadece ailesinden babasıyla birlikte yedi kişiyi kanserden kaybetmiş, en son meslektaşı Kazım Koyuncu dan genç yaşta ayrılınca isyan bayrağını çekmiştir. Bir yandan Çernobil’in kanser vakalarına etkisi ve devletin bu konuyla ne kadar ilgilendiğine dair raporlar toplarken, bir yandan söylenir: "Ben babam Çernobil den öldü demiyorum, ama yüzde 1 etkisi de mi yok? Niye inkar ediyorsun? Bir araştır, bir tanı-tedavi merkezi aç orada, bir özür dile bari."
Şimdi kafası, içinde yavaş yavaş şekillenen yeni bir düşünceyle dolu: Karadeniz Sineması. Konunun ilgililerini bir araya getirip bunu organize etmek en büyük dileğidir. Çünkü bir isyanı da şunadır: "Bizde sadece Temel ve Dursun mu var kardeşim; hiç mi aşk öyküleri yok, devrimci bir hareket yok, hiç mi etnik bir göç, Kuvayı Milliye olayı yok?" Haklıdır belki ama Karadeniz de Temel ve Dursun suz olmaz ki...
Ağabeyi bulmaca çözmüştür. Soru: Dört harfli Latince güvercin pisliği. Cevap: "Boku". Üç harfli kutsal ışık: Far. iki harfli bir bağlaç: ip. iki harfli, başlıca içeceğimiz: Çay (a ile y yi aynı kareye sokarak) Şimdi der ki, "Abim için ayrı bulmaca yapmaları lazım, bizim başlıca içeceğimiz su değil ki, çay. Nara yerine heyt yazmış, Allah tan bulmaca sekiz harfli dememiş, heeeeyyt yazacaktı demek ki."
kaynak : hürriyet gazetesi