ilkokul beşe giderken bir trafik kazasında ölen bir teyze görmüştüm. sebze poşetinden etrafa yayılan domatesler. yeni aldığı ayakkabının teki. et yığınına dönmüş bir beden. mosmor. sanki daha yapacaklarım var dermişcesine açık kalmış gözler. esmer bir ten. yo hayır, bembeyazken bir anda esmerleşmiş bir ten.
bir ay her gün rüyamda gördüm. adını, çocuklarını, evini biliyordum artık. her gün ziyarete gidiyordum rüyalarımda mezarını. kimseye anlatmadım. ölü birini görüp aylarca insanlar ölmesin, ölecekse doğmasın diye dua ettiğimi. ve tanrı' ya kırgın olduğumu. güçlüydüm çünkü. o yaşlarda herkes dünyanın en güçlü çocuğudur. güçlüydüm.
sonra mı?
unutmuşum işte. ya da şu ana kadar öyle sanıyordum. ne kadavralar gördüm, ölüler kestim anatomi derslerinde. ama o kadın. o kaza. o domatesler. diziyi bozan bir şeyler vardı bunda. orada onu öyle görüşüm. ya da her neyse. insanlar anlık şeylere asırlık anılar yüklemeyi sever. sığ anlamları derinleştirir hep. gördüm, geçti gitti işte.
hala açık mı gözlerin benim adını bilmediğim ama eninde sonunda öğreneceğim teyzem.
iyi uyu. arada hala dualarımdasın. gözlerin hala dualarımda.