hayat dersi

entry50 galeri
    41.
  1. babam mükemmel bir adamdır. çocukluğum ile ilgili her anımın içindedir. sevgisini ve ilgisini en üst seviye de hissettim. kadına çok değer veren, kadının erkekten daha üstün olduğunu düşünen ve gücünü hiç kimse üzerinde kötü anlamda kullanmayan bir adamdır. çocukluğum boyunca kapılarımı tutmuş, hala arabaya bindiğim zaman kapımı açan bir adamdır. sonsuz saygı duyar, sonsuz bir saygı ile karşılarım onu.

    yine bunun yanında babam benim eğitmenimdir. kişiliğimin gelişmesi konusunda inanılmaz yardımcı oldu. çocukluğumu babamın maddi durumu kötü tanıdıklarının evinde ya da yakınlarında geçmiştir. gerçek dünyanın ne olduğunu bana çok zekice gösterdi. mesela bir sabah kahvaltıya gittik babamla, normalde eli kolu dolu gider misafir olacağı eve o gün tek bir şey almadı. misafirliğe gidilecek eve eli boş gitmek kültürümüzde çok büyük bir ayıp sayılır, o çocuk halimle babamın bir şey almadığının farkındayım. içeri girdik, büyük bir saygı ile karşılandık, evde bir çift ve bir kaç çocuğu var. ilk bardaklar geldi, sonra bir kase zeytin ve ekmek. sadece bu. oturup zeytin yiyorduk yer sofrasında, her lokma boğazımı acıtıyordu, yutkunamıyordum. hayatım boyunca hiç o kadar sessiz durmadım ama hiç o kadar da çığlık atmadım ben. oradan bir kaç saat sonra çıktık, hiç konuşmadan. kahvaltı yapmak için bir mekana girdik.

    - insanların nasıl yaşadığını gördün mü?
    - neden zeytin yiyorlar ki?
    - çünkü sadece zeytinleri var. o zeytini nasıl paylaştıklarını, bu durumdan hiç şikayet etmeden yediklerinin farkındasın değil mi?

    uzun uzun bir çok şey anlattı. sonra bir gün babamın yanına söylediği iş yerine gittim. iftar saati, masanın üzerinde bir kaç mandalina var, sadece bu. o mandalina ile oruçlarını açtılar. babam maddi durumu iyi, eli çok açık ve kimsenin aç kalmasına izin vermeyen bir adamdı, babamdan nefret etmiştim o an. o fakir adama mandalina yedirdiği için. hala daha mandalina yiyemem. o gün ne anlatmak istediğini çok fakir bir arkadaşımın evinde kalmaya gidince anladım. bir bisküviyi sabah, öğle ve akşam yemeği olarak bölüşünce anladım. kendini kötü hissettirmemek için gidip tek bir şey alıp yiyemeyince, onunla paylaşamayınca anladım.

    bitmedi ama o dersler. bir gün bir ton alışveriş yaptık, acayip mutluyum birine yardımcı olacağız diye. babam gideceğimiz yerde çok güçlü olmam gerektiğini söyledi. çok eski bir evin önüne geldik, evin hali perişan. babam kapıyı çaldı, çok uzun dakikalar sonra bir teyze açtı kapıyı. iki büklüm, yürüyemiyor ve çürümüş nerdeyse. babam elini öptü, teyzenin elini öpmemi söyledi, teyzeyi yatak olarak kullandığı koltuğuna götürüp yatırdı. gözüm sürekli birilerini arıyor, teyzenin çocuklarını, eşini. zaten iki göz oda, kimse yok, çok geçmeden anlıyorum. o teyzenin bağırarak ağlaması, zor kaldırdığı elleri ile kendini dövmesini, kimsesizliği anlattığı cümleleri tek bir şeyi unutamadım. oturduğum yerde ağlıyordum, babam dik bir şekilde oturup gözümün içine içine bakıyordu.

    bir süre daha devam etti bunlar böyle. tüm o şımarıklığım, maddi anlamda kendime ve aileme olan güvenim, her istediğim olsun diye ağlamalarım, kendimi yere atmalarım silindi gitti. 17 yaşında çalışmaya başlayıp insan gibi yaşamaya başladım.

    babam tüm bunları yapmasaydı cadde tikisi olur, kıçımı yayıp babam bana baksın diye beklerdim.
    2 ...