en sevdiğim filmler arasındaydı. 4 serisini de keyifle izledim; özellik antohny hopkins'in oyunculuğuna büyülenerek.. her bölümünde bu filmin kesinlikle dizisi çekilmeli diye düşünüyordum. ve yakın zamanda dizinin yapıldığını duymuştum. nihayet izlemeye başladım. birkaç gün içinde 2. sezonun yarısına geldim.
öncelikle, film dizileştirmeye çok müsaitti ve geç bile kalındı. ancak antohny hopkins gibi bir efsaneden sonra hannibal lecter'i layıkıyla canlandırabilecek bir oyuncu bulmak pek te kolay değildi. lakin mads mikkelsen bu rol için adeta biçilmiş kaftan. daha iyisi olamazdı. bi insan role bu kadar uyar. o derin bakışları, ağırlığı ve tüm gizemiyle cuk oturmuş lecter karekterine. tam da "hannibal doğuyor" daki karekterle kuzuların sessizliği arasında bir yerde. hannibal'ın o yaştaki hali yani.
dizi yavaş ilerlemesine rağmen gram sıkmıyor ve bu filmin özelliği de budur zaten. yavaşça çeker konunun içine..
will graham'a söylenecek bi şey yok. adam oynamıyor, yaşıyor adeta.
neden bilmiyorum, lecter karekterine ayrı bir sempati duyuyorum. yani, görünüşte psikopat ve iğrenç bir insan.. ama o dehası, zarafeti ve sanatçılığı, fevkalade bir ruh çözümleme yeteneğinin olması hayranlık uyandırıcı.
insanın içindeki gizli bir yöne vurgu yapıyor. görünüşte insanı sevgi dolu, iyi ve ahlaklı bir yaratık olarak düşünüyoruz ancak iğrenme duygusu kaybedildiğinde insanın içindeki bu vahşi yön, esasında her zaman gün yüzüne çıkmaya hazırdır. insani ve etik değerlerden bağımsız olarak insanın sınırlarını düşünmesi ve neler yapılabileceğinin postmodern bir anlayışla irdelenmesi bu mahlukatı daha iyi anlamaya katkı sunabilir bence. insan, hayal edebldiği kadar gerçektir derler. bçyle bir senaryo hayal edilip yazıldığına göre gerçekliği de vardır.