istanbul'daki triplex yalımdan çıkıp da gezdiğim, şu anda ismini vermek istemediğim anadolu'nun 5-6 ilinde gözlemlemiş olduğum antiliktir.
kimi insanlarından tutun da, gezdiğiniz mağazalar olmak üzere ya istanbul gibi olmak modadır ya da feci şekilde ona karşı olmak. öyle ki köprü yapılır 'istanbul köprüsü' olur adı, yeni mekan açılır adı 'taksim' konulur * veyahut istanbul takımları deplasmana gider, ev sahibi takım taraftarı ''istanbul'un piçleri dışarı'' diye bağırır, dışarda gezersin ''hops birader ne ayaksın? yenisin galiba, nerden geldin? sorularına -'istanbul' dendiğinde yüzler asılır.
görseniz, gavur ellerde yaşıyoruz sanki mınakoyiyim ineler ya..
şimdi başta bahsettiğim ''o gibi olma'' durumu çok fazla görülmese de antilik dizboyudur. insanlar her şeyin bokunun çıktığı yer olarak görürler. neden? çünkü tv'de 24 saat istanbul yaşamı, istanbul insanları ve istanbul'un pisliği vardır. düzgün insan yoktur istanbul'da ama en zengini, en kralı * da istanbul'da yaşar o tv'ye göre.
şimdi tabii ki insanın beynindeki suçlama mekanizması en azından ''neden böyle lan'' yani ''neden antisiniz bize ibişler'' soruları direk medyanın üzerinde yoğunlaşabilir. demin de saydığım gibi her bok istanbul'dadır. istanbul insanı süper yaşar, taksim, beyoğlu, kızlar, tikiler, gotikler, rus hatunlar, istiklal caddesi, moda, en büyük stadyumlar, süffer mağazalar ve güzel evler burada diye gösterilir. ve anadolu insanı da bunu yer. evet yer. sonra da yediği yetmiyormuş gibi bi de içten içten kin beslerler. hatta bunu da çok iyi yansıtırlar.
sonuç olarak anlatmak istediğim Bu antilikte, medyanın (''suç herzaman medyadır'' cümlesinden yola çıkmıyorum)en suçlu kişi/kurum olduğudur. tv'de görünen giBi insanlar da kendi şehirlerinin güzel olmasını isterler. isterlerken de hafif kızgınlık, çekememezlik, sevgi, sahiplenme ve dışlama giBi zıt duygular yaşarlar.
not: Bu arada, Ben o anticiler hakkında kötü düşünmüyorum.