her bireyin doğduğu ortama, coğrafyaya extra bir ilgisi vardır. yabancının kokusu, müziği, yemeği itici gelmiştir hep insan oğluna. kendi müziği daha bi neşelidir insanın, kendi yemekleri daha bi lezzetli, kendi kokusu daha bir güzel. evet, çok dar bir persfektif ama biz insanlar basit canlılarız, bu tür dar bakış açılarıyla donatılmış varlıklarız.
hal böyle olunca "ne mutlu türküm diyene" çok doğal bir söz halini alıyor. her milletin vardır böyle sözleri; iyi ki almanım, çok şükür ki rusya'da doğdum... hatta bengladeş'i taşına toprağına ölürüm... örnek aramak istesek örneği çoktur, çünkü insan kendine ait olanları yüceltmeden var olamaz.
bu durum, bu sözü tamamen doğal, tamamen doğru kılmakta. insanın, kendiyle aynı sudan içenleri sevmesi; tarihini benimsemesinden, benliğini üstün görmesinden daha masum bir durum yoktur.
ama sorun nerede çıkıyor? etnik temellerde. sev bu sözü, kültürünü sevmekten öteye taşır; kendin gibi olmayanları ezmek, aşağılamak için kullanırsan; kimse seni aklayamaz. Pisliğin, itliğin alasını yaparsın.
ha bir de "yok yeaa ne türklüğü, ne mutlu insanım diyene yeaa" diyenlerin o gevşek ağzını da vura vura morartasım geliyor. şahsen ben 7/24 queen dinlyen bir insanım, yöresel müziklerim aklıma dahi gelmez günlük yaşamda. pek millilik, milliyetçilik peşinde değilimdir. Ama sağdan soldan bir çalın davulları duyayım, işimi bırakır dinlerim onu; ulan ne güzel yazmışlar derim. Ama gelin bana horon dinletin, zeybek gösterin, kürt halayı çekin önümde; esnerim karşınızda; çünkü kendimden bir şey göremem.
sonuç olarak; insanın içinde yetiştiği kültür en değerlisidir. yediği yemek en lezzetlisidir. yaptığı ev en güzelidir. sen orda türk kelimesini kültürünün yerine kullanırsan seni en başta ben desteklerim. Ama senin derdin etnik bir üstünlük yaratmaksa, hadi bi yürü git ordan canımın içi...