üzerine orijinal olduğunu düşündüğüm bir tespitimin olduğu olgu.
şimdi hepimiz biliyoruzki tv, kitap ve her türlü "dışarıdan" baktığımız hayatla kendimizinkini otomatik olarak karşılaştırarak oralardaki gibi olmayı arzuluyor hayattan beklentimizi fazlasıyla yükseltiyor ve böylece mutsuz oluyoruz, ufak tefek değil şu memlekette iyi bir hayat yaşamasına rağmen kendi hayatını beğenmeyen mutsuz olan insanlar ezici bir çoğunluğa sahiptir öğrencisinden ev hanımına kadar...
Şimdi efendim benim orijinal tespitim şudur:
Bu dizilerde,kitaplarda aslında gerçek hayatta olması mümkün olmayan iki şey olmak zorundadır, bunlar olmazsa zaten eser olmaz;
Birincisi; ana bir olayın etrafında bütün olaylar gelişir,her şey tek bir ana olay içindir, yani dizide, kitapta ali Ayşe'yi sever ve alinin babasının bakkaldan ekmek alması bile aliyle ayşenin aşkıyla ilgilidir, böyle olmazsa zaten dizi dizilikten çıkar, halbuki gerçek hayatta bir baba çocuğunun aşkından bağımsız olarak ekmek alacaktır...
Ikincisi; duygular hep zirvededir popüler kültür ürünlerinde, rutin gösterilmez, yazılmaz sevgininde nefretinde dozajı hep yüksektir, sevgide, nefrette, acıda, mutlulukta, hep uç noktalardadır, rutini gösteremez popüler kültür gösterirse sıkıcı olur, halbuki gerçek hayatin büyük bir kısmı rutinden ibarettir, burada insanlar kendi rutin sevinçlerini, acılarını, hayatlarını aslında gerçekte olması mümkün olmayan şeylere özenerek yadırgarlar, halbuki ev hanımlarımızın deyimiyle yoktur öyle bi dünya, öyle şeyler ancak dizilerde olur. Böyle söyleriz söylemesine ama yinede etkilenir ve kendi hayatımızı onlarınkine benzetmeye çalışır, benzetemeyince koca bir hayatı mutsuz geçiririz.