hüzün, hazan, usanç, bıkma, yalnızlık, efkar, ıstırap, dert, figan,firak kelimelerinin hepsini zaman zaman karşılayabilir. arapça kökenli bir kelimedir. Daha çok yirminci asrın başlarında yayınlanan eserlerde görülür bu kelime.
''melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şam'a bakan
Bu gözlerinle bu hüznünle sen ne dilbersin!''
''Melali anlamayan nesle aşina değiliz.''
Burada iki mısrada da farklı manalarda kullanılmıştır. ilk mısra da melal ''hüzün'' manasına yakın kullanılmıştır. ikinci Mısra da ise mana çok geniştir. Bunu kimisi usanç olarak tevil ederken kimileri bıkma, hüzün, yalnızlık olarak tevil edebiliyor.
''bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş
bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
örneğin hint okyanusu gibi derin
isyanın kapkara sularına dalan.''
Burada da ahmet haşim'in kullanımına yakın bir kullanım vardır fakat anlamı bence biraz daha daralmıştır. Yalnızlık, usanç ve firak ile mürekkep bir duygu veriliyor olabilir.
Ayrıca:
Melale kapılanlara ''melul'', melale sebeb olan şeye de ''melal-aver'' denir.