5 yaşındaki çocuğa bile anlatsanız anlayacak, fakat bizim marjinalius sosyalistuslarımızın anlayamayacağı önerme.
efendim öncelikle 2 gün sonra seçim var ve kişi kendi vereceği oyun boşa gideceğini kendi ağzıyla söylüyor. bile bile lades diyor. kişi bunun farkında, ama yine de "yaa vermicem sarıgül'e işte" diyerek naz yapıyor. "tatavacı kişilik bozukluğu" örneğini bu entryde çok net bir şekilde görebiliyoruz.
efendim, bu kişi sanıyor ki hepimiz sarıgül'e bayılıyoruz. ya da ben chp'liyim. hayır. çünkü birincisi iddia ediyorum sarıgül'e oy veren kitlenin %90'ı sadece akp'den kurtulmak için oy veriyor. yani sarıgül yerine kim olsa oy verecekler. ikincisi cehape zihniyeti falan denmiş, kişi sanıyor ki ben yıllardır "mustafa kemal'in askerleriyiz" diye bağırarak, elimde atatürk bayrağıyla geziyorum, 24 saat chp seçim bürosunda takılıyorum, hatta seks kasetlerim var falan. ama böyle bir şey de yok. çünkü ben sadece bu ülkede en azından bir hayat yaşamanın niyetindeyim, tatava yaptığım zaman bu hayatı da yaşayamayacağımın farkındayım, kılıçdaroğlu partinin başına geldiği günden beri de bunu söylüyorum. en azından bir umuttur diyorum. ama chp'nin ideolojisi baktığım zaman benim ideolojimin tam zıttı. neden oy veriyorum; çünkü başka seçeneğim yok. ya chp, ya boş oy. yani bunun farkında olmak için akil adam olmaya gerek yok.
aynı kişi serbest piyasa ekonomisi ile kapitalizmi ayıramayacak bir kafa yapısına da sahip. efendim serbest piyasa ekonomisi kapitalizmin bir parçasıdır ve gerekli yanları da vardır. yani serbest piyasa kapitalizm değildir. kapitalizm piyasa dışını da içine alır. eğer bunu ayıramayacak kadar cahilsen, hiç laf anlatmaya uğraşmayayım. ha diyorsan ki "ben de onu söyledim zaten" e ben de lafın gelişi söyledim, neden polemik yaratıyorsun ki boş yere?
devrim kavramı zaten görecelidir. herkesin kendine göre bir devrim anlayışı vardır, humeyni'ye sorduğun zaman farklı bir devrim anlatır, che'ye sorduğun zaman farklı bir devrim anlatır, marks'a sorduğun zaman farklı bir devrim anlatır, hitler'e, mandela'ya, mustafa kemal'e sorduğun zaman farklı bir devrimden bahseder. ama bu tanımların bir ortak noktası vardır, o da "sokak"tır. bakın sokak çatışması falan demiyorum. ama devrimin, planlı ve örgütlü bir biçimde sokağa çıkmadan yapılamayacağını söylüyorum. peki mevcut düzende sokak ne anlama geliyor. yani bu iktidar devam ettiği sürece, "sokak" kavramının içi nasıl doldurulacak?
hemen söyleyeyim; bu iktidar sokağa çıkan herkesi terörist gibi gösteriyor. halkı birbirine kırdırmak için elinden geleni yapıyor. iç savaş çıksa bile hiç umrunda değil, öyle bir şey olursa "zaten biz %50'yiz, kazanırız" havasındalar. hatta suriye'den kendi sınırına füze atıp, suriye'ye girme planı yapabilecek kadar da barbarlaşmış durumdalar. peki benim devrimci arkadaşım, sen bu ülkede nasıl devrim yapmayı planlıyorsun, bir idealin var mı, bir çalışman var mı, bugün devrim için ne yaptın? hassiktir, hiçbir şey yapmadın. ne yapacaksın? error. neden error, çünkü kazanamayacağını bildiğin bir partiye oy vereceğini söylüyorsun. bu da boşluk demektir. boşlukta olduğun, ümitsiz olduğun çok belli, ne yapacağını kestiremiyorsun.
e o zaman ne tatava yapıyorsun birader. gidip dhkp-c'ye katılmak gibi bir şansın da var. tatava yapma o zaman, al eline silahını, katıl cephe'ye hayatını yaşa. neden katılmıyorsun? çünkü devrim sokak çatışmasından ibaret değil. yani bu ya korkaklık demektir, ya da kendi halkında kurşun sıkmanın anlamsız olduğunun farkında olmak. bunların ikisi de plansız, programsız, idealsiz bir devrimcilik demek. yani sen sadece kendine devrimcisin demek.
e o zaman hala neden tatava yapıyorsun birader? sarıgül'e bas geç. sonrasını hep beraber görürüz. *