kendisi çok saçma argümanlarla eleştiriliyor, yeriliyor. kitaplarından ve söylemlerinden yola çıkacak olursam, kendisi türkiye nüfusunun %80 ini aşar. meseleleri bu denli ince işleyen bir insan daha tanımadım. ismail beşikçi'den sonra. benim kendisine hayran olduğum konulara değinmeden önce şunu da belirtmek isterim; kendisini eleştirebilmek için, kendisine ve düşüncelerine düşman olabilmek için öncelikle o kişiyi tanımalı ve anlamalı, düşüncelerini empati yoluyla irdelemelisiniz.
iyi ya da kötü, içeride yatmak büyük meseledir. azımsanmayacak derecede. kendisi bu hususta şöyle söylüyor aforizmalar kitabında:
--spoiler--
insan doğasına en ters ilişkinin ne olduğu sorulursa, hapislik diye cevap veririm. hapse konmanın insan doğasına son derece ters geldiğine inanıyorum. bunun için de hapse konan bir insanın, vahşi bir hayvan veya kudurmuş bir kedi türünden neden duvarlara saldırmadığına şaşırıyorum. insan hapse konduğunda duvarları tırmalamalıdır; insanı böyle düşünüyorum. böyle olmuyor; uygarlık, bir yandan insanoğluna en güzel soruları sormayı öğretirken, diğer yandan da en insan tepkilerden arındırılıyor. terli oluyor ve ''güzel'' yatmak, erdem sayılıyor.
--spoiler--
--spoiler--
hücrede çok düşündüm. kitaplar devirdim. ışıksız ve kitapsız, hep kitaplar okudum. sorunların çözümüne yaklaştıkça taş duvara yumruk vurdum. parmaklarımı şakırdattım. beş gün tuvalete ve sorguya gitmek hariç beton zeminden hiç kalkmadım, zamanı düşündüm. ışığın hiç değişmediği bir mekanda zamını düşünmek harika ve çok zor. çareyi açlıkta buldum. ''inziva, kişiliğin öğretmenidir.'' diyor, Einstein. biz doğulular içindir. dervişlerimiz var. ancak ben, dervişlerimizden ayrı günde üç öğün polisin kuru ekmeğini reddetim. zabıt tuttular. beş günde sadece iki litre gazozlu portakal suyu içtim. altıncı günde duyuların bozgunundan kurtulur. aklın sistematik yenilgisi bulur. bir yola çıkarken tekrar dünyaya döndüm.
--spoiler--
işte o yüzden, sayın yalçın küçük bir daha içeriye girmemelidir. zira kendisinin en güçlü silahı kalemidir, beynidir. onu kaleminden mahrum etmemek gerek diyorum ve son eklememi yaparak uzaklaşıyorum buradan:
bir bölümümüzün hayvana, hamam böceğine ve bir bölümümüzün de tanrı'ya dönüştüğü bir türkiye'de yaşıyoruz. ne kötü!