oturup sohbet etmediğim, sigarasını otlanmadığım ve birlikte susmadığımız güzel insan ama insan... Tezer özlü, ferit edgü, demir özlü, leyla erbil, turgut uyar,tomris uyar, nilgün marmara... Bu isimleri her anışta insanın içine çöken hüznü ve umudu -dahası- kayboluşu ve tepkiyi - hatta- yersizliği ve yurtsuzluğu yaşamamak mümkün mü? Birey'den ölesiye korkan insancıklar labirentinde insanı görmek için çabalayan "deliler" olarak görüldüler. Bizce bir sıkıntı yok, çünkü onlar bir topraklarımız. Turgut, tomris, tezer vs... bunların her biri bizim coğrafi bir bölgemiz, memleketimiz ve özlediğimiz insanlarımız.
Evet, maalesef tanışamadık ama tanışmış gibi özledik...
"Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. iş yerlerinizle. Özel ya da resmi kurumlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, diriltiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk.
Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanına ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum!"