elindeki parayla çikolata yerine ekmek alan çocuk

entry4 galeri
    1.
  1. klasik market ritüellerimden biri.

    işten çıkar eve yakın markete giderim her akşam. Babamdan kalma garip alışkanlıklarımdan biri, kendi evim de olsa eli boş gitmeye alışkın değilim.

    Her zaman yaptığım gibi önce meyve reyonlarında bulurum kendimi, gözüme ne güzel geliyorsa onla poşetleri doldururum. Sonra raflar arasında günün can sıkıntısını unutmak adına dolaşılır, gözüme çarpan bir şey olursa alırım.

    Orada bulunma amacı aslında herhangi bir ihtiyacı karşılamak değil. Yeni ihtiyaçlar yaratma çabası...

    Markette en son durak çikolata rafları her zaman olduğu gibi. Klasik pazarlama stratejisi aslında.

    iş yerine götürürüm diye aldığım bir sürü çikolata sepetimde.

    Onlarla birlikte kasa’ya geçiyorum.

    Sıra bana geliyor, kasiyer bandın üzerinden aldığı her şeyin barkodunu okutup bana doğru ittiriyor.

    Ben de poşetlere koymaya başlıyorum. Meyveler bir poşete, çikolatalar diğerine...

    Tam da bunların ortasında benden sonraki müşteriye gözüm ilişiyor.

    Dağınık saçları, kirli suratı, masum bakışlarıyla 5-6 yaşlarında küçük bir erkek çocuğu...

    Gözü kasadan geçen çikolatalarda.

    Avucu sımsıkı. Kucağında bir ekmek.

    Parayı ödüyorum ama gidemiyorum. Hatta çocuktan gözlerimi alamıyorum.

    Ekmeği kasiyer kıza verip kirli avuçlarını açıyor, avucundaki bozuk paraları gösteriyor, kasiyer iki tanesini alıyor, bozukluklardan biri hala avuçlarında. Sonrasında da poşeti uzatıyor...

    Bursa’nın nispeten lüks bir semtinde oturduğumdan ve nispeten kirlenmiş insanların olduğu bir çevrede yaşadığımdan, üstü başı eski bu masum çocuğu yadırgıyorum.

    Küçük görmek değil asla. Tanıdık geliyor bir yerlerden bu çocuk.

    Avucumda bozukluklar marketten sadece ekmek almayı, kalan para üstünü de yarın alacağım ekmek için harcamamayı öğrendiğimde ben de onun yaşlarındaydım. Bilirim canım deli gibi istediği halde, sırf annem çikolatalara baktığımı görüp alamadığı için üzülmesin diye kafamı kaldırmadan market koridorlarında yürümeyi.

    Canı istediği halde alamamayı. Alanları görünce özenmeyi. Çocuktuk hepimiz, fakir olmaya gerek yoktu, her gün çikolata yesen de canın yine isterdi.

    Çocuktum ben, markette tekli sakızlar satılırdı, sulugöz, tipitip, big babol.. .

    Kasanın yanı başındaydılar ve her ekmek alışımda canım isterdi.

    Kıyamazdım anneme, söyleyemezdim. Nefis terbiyesini, market yolunda öğrenen bir nesildik biz.

    O tekli sakızlar çok pahalı gelirdi bana. Ne ara bu kadar ucuzladı o sakızlar, ya da ne ara ben o sakızlara yettirecek kadar çok kazanmaya başladım bilmiyorum.

    Küçüktüm ben, paramı biriktirmiştim, haftalar sonra ancak bir tane çikolata alabilmiştim.

    Kimseye vermek istemiyordum onu, cebime koyup evin yolunu tutmuştum, ama sonra kıyamayıp sokaktaki arkadaşlara. hepsinin içinde çıkartıp açmıştım paketini. Küçük bir ısırık alıp uzatmıştım arkadaşıma, o diğerine, o diğerine...

    Paylaştığım için mutlu, çikolata bittiği için üzgün olduğum zamanlarım... Sıradan bir çocuğun sıradan bir çikolatayı paylaşması değildi benimkisi. Senede belki de birkaç kez çikolata yiyebilen bir çocuğun en sevdiği şeyi paylaşmasıydı.

    Çocuğa tekrar baktım.

    Marketin çıkışında elimdeki çikolata poşetini uzattım ona.

    Anlamadı.

    Benim çocukluk yıllarımda bir sene para biriktirsem alamayacağım kadar çok çikolata vardı o poşette.

    Alamadı poşeti, eline tutuşturdum. Kardeşin var mı dedim. Vardı.

    Birkaç apartman ötede, kapıcı dairesinde misafirdi. Öyle bir misafir ki, eve dönüş zamanını sormaya korkan, dönecek bir evi olmayan. Babası tarafından terk edilen...

    Daha fazla dinleyemedim.

    Ataevler’de yolumun üzerindeki parkta bir banka oturdum.

    Ağladım.

    Çocuğa...
    çocukluğuma...
    kasanın yanındaki sakızlara...
    paylaştığım çikolataya ağladım...

    Bu güne kadar hiç ağlamamıştım. iyi oldu.. .
    43 ...
bu entry yorumlara kapalı.
© 2025 uludağ sözlük