çetin ünsalan aptala anlatır gibi anlatmış!
akp'nin "iyi" dediği ekonomi balondu!
zira üretim yoktu ya da fason üretim vardı!)
ekonomi ranta dayalı inşaat sanayi (avm-konut projeleri), iç tüketim (çoğu ithal ürün) ve kısıtlı montaj sanayi ile büyüdü!
ondan ısrarla soruyorum.
akp döneminde açılmış kaç tane büyük fabrika var?
biz "tüketici" olmayı bırakıp "üretici" olamadıkça bu sorunları yaşamaya devam edeceğiz!
--- alıntı ----
Fakat bu sefer teknik ve ekonomik terimlere girmeyeceğim. Memleketin bakanları masal anlatıyorsa, hikâye anlatmak da benim en doğal hakkım. O yüzden sizinle bir öykü paylaşacağım.
10 kişi çalışan bir ayakkabı atölyesi düşünün. Kendi halinde çalışan, deri gibi ara mamulleri dışarıdan alıp, diğer tüm girdi malları içeride imal eden bir yapısı olsun. Ürettiği ayakkabıları da vitrinine dizip, satıyor.
Gel zaman git zaman, açılmaya karar veriyor. Açılırken de piyasayı biraz dolaşınca, ürettiği ara malların, dışarıda daha ucuz olduğunu görüyor. Radikal bir karar veriyor ve bazı kalemleri imal etmekten vazgeçip, o işi yapanları da işten çıkartıp, dışarıdan almaya yelteniyor. Fakat parası yok.
Bunun için bankaya gidip kredi çekiyor. Krediyle dışarıdan satın alma yapıp, imalatına devam ediyor. Bir süre sonra diğer işçiler gözüne batıyor. Onları da işten çıkarıyor. Fakat yanında çalışan kişi sayısı yarıya düşünce, ne içeride hayata geçirdiği ara mamulü ne de nihai üründe aynı adetleri üretemiyor.
Bu sefer daha çok ara mamul alımına yöneliyor. Üzerine kredi maliyeti de binince, ayakkabılarını artık eski fiyatlara satamıyor. Pazarını kaybetmemek için fiyat kırıyor. Ama elde ettiği gelir, kredisini döndürmeye yetmiyor. Gidip tekrar kredi alıyor. Borç sarmalına girdikçe zorlanıyor. Biraz daha eleman çıkarıyor.
Süreç sonunda işin içinde çıkamayınca bitmiş ayakkabı almaya karar veriyor. Yanında kalan 3 kişiyle ürettiklerini 150 birime satarken, dışarıdan aldıklarına da, ara mamullerin de bedeli içinde 251 birim ödüyor. Ayakkabı 150 birim, finansman, bitmiş mamül ve ara mamul maliyeti 251 birim.
Sonra kriz oluyor. Artık dışarıdan alım yapabiliyor, ama yeterince mal satamıyor. Mal satmak için fiyatı daha da aşağı çekmesi ya da vadeli vermesi isteniyor. Bu kısır döngüye devam etmek için de yanındakileri borçlandırmaya, onların kredilerini kullanmaya başlıyor.
Yetinmiyor; ürettiği ayakkabıları maaşlarına mahsuben yanındakilere satmayı teklif ediyor. Açık hesap olunca, çalışanlar ayakkabı almaya başlıyor. Ama son noktada kredi bulamıyor borcu artmıyor. içeridekilere mal satamıyor. Hem ihtiyaç giderilmiş hem de alacaklarını istiyorlar. Banka da krediyi kesiyor.
Sonra iş yeri sahibi çıkıp şu açıklamayı yapıyor: Bu sene yanımızdaki personel sayısını ikiye düşürdük. Piyasadaki daralma nedeniyle daha az ayakkabı alacağız. içerideki talebi yüzde 33 daraltacağız.
Personel alacaklarına mahsuben stoktan ayakkabı vereceğiz. Harcamalarımızı kısarsak, dışarıdan para gelirse, borcumuzu ödeyeceğiz ve sıkıntı yaşamayacağız. Ama tüm bu gelişmelerin olumlu bir tarafı var. Ticaretten kaynaklanan açığımız ya da zararımız kapanacak. işte bakanların söylediği bu
Rakamlar hayali değil. 151 milyar dolar ihracat için 251 milyar dolar harcıyoruz. Geçimimiz de bunun içinden finanse oluyor. iş yapmazsak açığımız azalacak. Ama borcumuzu nasıl öderiz, bilinmez. Ayakkabıcı muhtemelen mahalle esnafına borç yazdıracak. Ekonomi yönetimi de para basacak.