sayısal dersleri hep sevmişimdir fakat bu kimya denen bilim dalı bana bir türlü samimi gelmemiştir. kafam hep fizik kanunlarına göre çalışır. fizik kanunlarını anlamak kolaydır; bir tahterevalliye oturan iki kişiden hangisi ağır ise, denge o tarafa doğru bozulur. bunu deneyip, görüp anlayabiliriz basitçe. Kimya kanunları ise gözle görülmüyor, bu kanunların çalışma prensiplerini çoğu zaman anlamıyor, sadece kabul ediyoruz.
bir örnek vererek fiziğin kimyaya olan üstünlüğünü anlatmak istiyorum. ufo denen ısıtıcı aletin ayaklarını bilirsiniz. genelde sert plastikten yapılırlar. bir gün sinirli bir şekilde ufonun yerini değiştirirken bacaklarından biri fazlaca esneyip kırıldı. ertesi gün japon yapıştırıcısı ile bir güzel yapıştırıp üstüne de beton gibi olsun diye karbonat döktüm (eşim söyledi onu da, böyle yapınca daha sağlam olur diye). işimi sağlama alayım deyip, üstüne bir de soğuk silikon sıktım. bir gün kadar bekletip bacağı taktım yerine. iki gün sonra bacak yine ayrıldı kırık yerden. karbonat olayı işe yaramamış, silikon zaten hiç yapışmamış dokunur dokunmaz ayrıldı geldi. sinir oldum gittim farklı bir silikon aldım, yeniden yapıştırdım. ertesi gün bir baktım ki silikon kendi halinde kurumuş, plastiğe ise yine yapışmamış (sanırım bu soğuk silikonlar plastiğe yapışmıyor). yine ufak bir sinir krizinin ardından, elime bir vida aldım, iki tarafı da tutacak şekilde vidaladım bacağı. üç tane vidayı yerleştirdikten sonra bacak eski halinden daha sağlam oldu.
örnekte de gördüğünüz gibi kimya gizemlidir, hayatı kolaylaştırır ama bir yere kadar. fizik her zaman daha sade, akılcı ve yapıcıdır benim için.
kimya, komşunun her şeyi biliyor gibi gözüken gizemli ve çıtkırıldım kızı ise, fizik elinden her iş gelen lise terk amcaoğludur.
kimya her hastaya bakan ama çoğu zaman işleri daha karışık hale getiren dahiliye uzmanı ise, fizik ya sorunu ya da hastayı ortadan kaldıran genel cerrahtır.