elif şafak

entry1074 galeri video9
    99.
  1. okuma edimini soyut bir unsur olmaktan çıkarıp ona elle tutulabilirlik hissi verenlerden. okuduklarınızı altını daha zihinizide çiziyor elif şafak size fırsat vermeden. keçeli kalemle üstünden geçilmiş cümlelerin, detayların, hayatların yazarı. hele ki benim gibi kitapların altını çizemiyorsanız o sizin için aklınıza not düşüyor hepsini bi bir. çok geniş bir skalada tüm bir hayat derdini sahiplenip, altından, üstünden, yanından sıkça ta içinden çekip çıkarıyor cümleleri. asla teğet geçmiyor. kabaca tespitlerin yazarı değil, tespit edilmişlerin en duru ifadesi hayat buluyor onun satırlarında. yaralarımıza iyi geliyor, umutlarımıza iyi geliyor, sıkıntılarımıza iyi geliyor. bunu optimist bir kendini iyi hisset ucuzluğunda değil tam tersi bir rasyonel karartılar arkasında yapıyor. çokça bizden bir karanlık. kimi zaman tersyüz ediyor inandıklarımızı, balon ümitler, kendin iyi hissetler vaadetmiyor. yaşamayı aşıladığı gibi ölümü de arzulatabiliyor. kelimeleri hep iyi seçilmiş, hep en doğrusu bulunmuş gibi parlak. satırları kendi kaleminizden çıkmış hissi verdiği için belki bu kadar yakın hissedebiliyorsunuz kendinize. sizin ayağınızı kaldırdığınız yere basıyor adımını. o incelikli kelimeler arasında gezinirken okumuyor gündelik hayatı yaşıyorsunuz tekrar tekrar. bir dostunuzla sohbet eder gibi, bir istanbul silüetinin önünde cihangir merdivenlerinden şehri izler gibi. karaköyden vapura binmek, eminönündeki balıkçıları seyretmek, boğaz köprüsü manzarası altında martıların pisliği ve tezat asaletleri üzerine teoriler üretmek, kadıköy'ün birbiriyle sonsuz kesişimler sağlayan dar ve serin sokaklarında yürümek, sokaklara isim takmak gibi onu okumak. mübalağayı sevmemekle beraber bendeki izdüşümünü anlatmak istiyorum sadece elifciğim şafak'ın. boğaz köprüsünün üzerinden her geçisişimde intihar üzerine düşünmem benim için elif şafak, kitapların da soundtrackleri olur bunu farketmem, zamanla olan derdimi her defasında biraz daha fazla hissetmem, şarkıların süresine daha dikkatli bakmam, yalnız ve içine dönmüş askerlik gecelerinden bir şehre, dostluklara, aileme, sevgilime olan özlemimi dindirmem, hiç bitmesin diye okunan kitaplar, bazen çok istenip de okunamayanlar, bir köşede "bir ihtimal" hüznüyle rafların arkasında tutulanlar... halbuki istiyordum ki kurban edilmeye çalışıldığı milliyetçi linci de anlatayım. istiyordum ki tutuldukları toplu histeri ile ona saldıranların ikiyüzlülüğünden, ucuzluğundan da bahsedeyim. başka bir yazıya kaldı. hayatlarında tek bir güzel söz söylememiş, hayatlarında bir sokağı çok sevmemiş, bir filmin, bir sözün içinde kaybolmamış, bir gülüşün peşine düşmemiş, bir eski rum evinin cumbasında olmayı hayal etmemiş adamların, tek bildiği vatan olan, tek bildiği bayrak olanların kılıçlarını kuşanarak anlamadan değil anlayamadan yaptıkları saldırılar başka sefere kalsın. vatan uğrunda ölen varsa utanmalıdır diyordu bir yerde. o fetişlerinizin hepsi bizim için, bu toprak üzerine basalım diye var. bizsiz hepsi anlamsız. insansız vatan kuru bir toprak parçası. bayrak altında şen kahkalar atabiliyorsak, neşeli sohbetler yapabiliyorsak kıymetlidir. yoksa ucuz bir bez parçası. o bizi varetmiyor, biz ona değer katıyoruz varlığımızla. yoksa bırakın bir insanı, bir roman karakteri kendinden başka düşünüyor diye hayatlarında bir istanbul manzarasını doyasıya seyretmemiş adamlar dişlerinde kan sıza sıza elif şafak'a ölüm fermanları dağıtıyorlar mahkeme salonlarının önünde. o çok sevdiğiniz vatanı onun kadar incelikli, onun kadar samimi bir dille anlatın bir defada. haydi çok şey istedim, tek bir cümle kurun kalbe dokunan bu şehirle ilgili.

    çok zor değil birazcık da göğe bakalım.
    4 ...