onuncu köyün muhtarı. siz şimdi bunu laf sanarsınız. zaten öyle çok şeyi "laf" sanıyorsunuz ki...
laf laf üstüne binince alttakinin canı çıkıyor. liseden kalma bir oyun bu söylediğim. altta kalanın canı çıkarken, ağzıdan da laflar çıkıyor. bazıları bu lafları ederken sadece ağzını kullanıyor, bazıları da önce beynine uğrayıp bir çay, kahve içiyor.
düşünmenin ne kadar zor bir iş olduğunu öğretiyor bu adam bize. muhtarı olduğu köyün halkı pek severken onu, diğer köy hanelerinde fotoğrafına tezek atılıyor. eser miktarda sürüden ayrılan koyun besliyor onuncu köyü. diğer köylerin kara koyunları kurtlar tarafından sürülürken onuncu köyün koyunları kendi bacaklarından asılıyor.
götüne maydanoz tıkanmış kara koyunlar kasap vitrinlerinde görsel zevkimizi bozma görevini üstlenmişken bu adam çıkıp cama bir taş atıyor... yok yok anarşist diye değil -ki öyle- sırf birileri yapmalı diye üstleniyor bu görevi. sonra eli çomaklı adamlar kovalıyor bizim muhtarı. ulan dev gibi bir adam bu, bilmiyorlar ki bir osmanlı tokatı yapıştırsa yerle yeksan olurlar. hadi onu geçtim, bizim köyün delileri bile yeter hepsine.
ama koyun hep aynı koyun olunca değişen bir şey olmuyor. bizim köyün muhtarını onuncu köyden bile kovmaya kalkıyor diğer köyün kara koyunları. biz ise seyrediyoruz.