yarının türkiye'sine günümüzün ilişkilerini anlatabilecek potansiye sahip bir hikaye.. aslında konumuz oldukça sıradan: kendi kafe'sine sahip tarsuslu alper ikinci el kitapçıda gördüğü kendi dükkanına sahip bursalı ada'ya kanca atar. süper playboy'umuz ada'yı da yatağından gelip geçen kadınlar listesine yazmaya hazırlanırken o ada denen kadın onu öyle bir hale getirecektir ki..
beyoğlu ortamını çok kullanan elit / zengin kesimdeki kadın-erkek ilişkilerinin ne kadar yozlaştığını ve rutine bağladığını görüyoruz önce, sonra çöldeki vaha misali kendine mükemmel hitap eden bir kadını yakalayan alper'in önce aşkın içine yuvarlanmasını.. sonra da tarsus'tan gelen annesinin de etkisiyle taam evlilik moduna girmişken o 'free' yaşamaya alışmış bünyesi, sürekli tüketen ve tüketilen vücudu daha fazla kaldıramıyor böyle ağır mevzuları. evlilikten kaçarken neden aşkını da kaybetmeyi göze alıyor, anlayamıyorsunuz. aslında gayet iyi anlıyorsunuz çünkü alper aşık olmakta istemiyor. bir yandan o alıştığı akar gider hayatın sunduğu zehirli tatlılar, bir yandan da birine bağlanmanın verdiği huzur ve aşık olmanın verdiği sükun.. yok, alper böyle biri değil.
filmin enteresan kişiliği ise alper'in annesi müzeyyen teyzeydi. memleketten bir başka kişinin düğünü için istanbul'a gelen bu sevimli kadın alper'e öyle bir ağır geliyor ki.. o düğün ortamı, o anne, o klasik / muhafazakar evlilik süreci, alper'in fellik fellik kaçtığı her şey, bir aşk çerçevesinde gelip ona sunulmuş ya.. hayatını başka kadınlarla zenginleştiren diğer erkekler gibi, aslında kalben ıssızlaşıyor alper.
sınıfsal yönden toplumun tamamını kapsayacak bir hikaye değil aslında, alper gibi tek bir plağa 150 lirayı langırt diye sayacak, kıza hediye etmek için aldığı kitaba 50 lira atıpta üstünü istemeyen pek fazla insan yok bu diyarlarda. o açıdan maddi endişesi olmayan iki insanın ruhunda akıp giden bir hikaye olarak yorumluyorum ancak yönetmenin babam ve oğlumu kadar da içimize oturan bir film değil. özellikle cemal hünal ve melis birkanın yetersiz oyunculukları filme zarar veriyor. gene de tip olarak alper'in ve ada'nın normal yakışıklılıktaki / güzellikteki yüzleri onları içselleştirmemizi kolaylaştıran bir durum, fiziksel yönden karakterlerini destekliyorlar yani.
benim için ilginç bir nokta da necla fideyi swinger çiftin kadını olarak görmek oldu. ayrılamam filminin mendebur kadınına o kadar yıldan sonra beyazperdede rastlamak sadık sinema izleyicilerini enterese edebilir. 70'li yıllarda seks filmlerinde rol almış bir oyuncuyu gene seks ile ilgili bir rolde kullanmaksa, yönetmenin zekasını ispatlayan bir durum.
izlenmemesi bir şey kaybettirmese de, izlenmesi de bir şey kaybettirmeyecek bir film bu.. zayıf ve akışkanlığı olmayan senaryo kurgusuna rağmen filmin sonuna doğru giderek artan duygusallık ve kapanıştaki iç seslerin konuştuğu sahne, 60'lı ve 70'li yıllar melodramlarına vurgun kişilerin göz pınarlarına ilaç niyetine gelir. zaten yönetmen de hem o yılların film kalıplarından birini ve dahası şarkılarını kullanarak o yıllara duyduğu özlemi belirtmiş, hem de gene o yıllar esintili, çıkarsız ve saf bir aşk hikayesini filmin merkezine oturtarak günümüzün kısa vadeli, çıkarcı ve aşka inanmayan ilişkilerinden ne kadar bıktığını göstermiş. sonunda kaybeden bence yalnızca alper değil, onun cürmü yüzünden türkiye'den kaçıp giden, evlilik ve çocuğu başkasıyla gerçekleştiren ada da.. istenir ki her aşk mutlu sonla bitsin ama bu dünya kazananlardan çok, kaybedenlerin mekanı.