karakter sınırına tosladığımızdan mütevelli '' eminönü' ne inen köşe yazarının yeni bir dünya keşfetmiş havasında köşe yazısı '' tespitimizin açılımına geçelim müsadenizle.
her fırsatta halkın içindeyim, halk çoçuğuyum zarfı ile önümüze çıkan yazar kişisinin, mazrufta ne mal olduğunun ortaya çıktığı yazılardır.
yazar beyimiz ya da bayanımız dün yoğun siyasi gündemden, kolpa plaza ilişkilerinin getirdiği yalan dünyadan sıkılıp kendimi eminönü nün o tarih kokan sokaklarına attım diye başlar yazısına.
öyle bir anlatmaya başlar ki bizim bildiğimiz eminönü, tahtakale değil mi lan burası diyesi gelir okuyanın. yazarımız köşede incik boncuk satan bir genç beni hiç tanımamasına rağmen abla gel senden para istemez dedilerden girer, nur yüzlü ihtiyar amcanın sattığı mis kokulu sabunlardan çıkar, emekli salih amca tezgahında bir yeteleye benim diyen modacının ellerinden çıkma elbiseler satıyor diye abartıp, hataylı emine bacı göçmüş gelmiş büyük şehire küçük bir arabada gözleme yapıyor ama o ne lezzet o ne lezzet kaval kemiğimi yedim diyerek iyice zıvanadan çıkar.
en son olarak eminönü ne gidin görün, burda ne hayatlar var bakın, o temiz insanların yüzlerindeki ışıltıya kapılıp yuvarlanın, takla atın, ayağınızı ağzınıza sokup , zevkten anırın şeklinde bir final bölümü ile bu irrasyonel yazıya son verirler.