"ortaokulda will harscha adında alman bir çocukla arkadaş olmuştuk. onun evine gidip geldim ve kız kardeşini, kendinde küçük erkek kardeşiyle, annesini tanıyordum. uzak bir semtte bir dükkanı olan babasıyla hiç karşılaşmamıştım ama bir pazar sabahı onu aradığımda babası da evdeydi. will beni babasıyla tanıştırmak üzere içeri çağırdı. şişmanca bir adamdı, siyah saçlı esmerdi. iyi bir insana benziyordu. demek joseph sensin dedi elimi sıkarken. ve karısına almanca er ist schön dedi. mephisto war auch schön diye cevap verdi mrs. harscha. mephisto ne dediğini anlamıştım. donmuş kalmıştım. mrs. harscha beni izlemeye devam ederek ne söylediğimi anladığını kestirmiş olmalıydı. çünkü kocası gözlerini ona dikmişti. mrs. harscha ise dudakları sımsıkı kapalı, beni izlemeye devam etti.
bir daha onları görmedim, okulda will den elimden geldiğince kaçıyordum. mrs. harscha nın sözlerini düşünmekten uykusuz geceler geçirdim. sanki içimi görmüştü. bir içgüdüyle başkalarının göremediği bir kötülüğü hissetmişti diye düşünüyordum. uzun süre kendimde insanlık dışı, şeytanca bir taraf olduğuna inandım. sonraları bundan vazgeçtim. eğer içimde bir şeytan olsa bile zavallı bir şeytandı. özellikle bende olan bir şeytanlıkta değildi bu, genel olarak insanlardaki şeytanlıktı."