gencecik yaşta ruhta hasarlar bırakan yıllardır. hele bunu 80'li yıllarda yaşadıysan gerisini sen düşün. postanenin jetonlu telefonundan (o zamanlar her evde tel. yok), haberleşmek adına muhtemelen bir akrabanın ist.daki telefonunu ararsın, elinde kalan son jetonu yutar ankesörlü telefon. ptt memurlara çocuk halinle anlatmaya çalışırsın, jetonumu yedi diye, kimse oralı olmaz , derdinden anlamaz, konuşamadan, jeton da gitmiş olarak tırıs tırıs çıkarsın postaneden. yokluk yılları amk...
pazar günleri izin saatlerinde çarşıya çıkarsın sivildekiler aileleriyle restoranlarda yemek yemektedir, sen yalnız oralarda dolanırken. kışın duş almak meseledir, sadece pazar günleri, asker usulü sırayla 10 dk. sınırlamasıyla yıkanabilirsin. acil durumu olanlar ise nöbetçi öğretmene durumu bildirerek sabahın köründe kazanlar müsaitse yıkanabilir. bazen yanmayan kaloriferler yüzünden buz gibi koğuşlar, wc.ler, buz gibi suyla ellerinde çoraplarını yıkarsın. hasta olursun tek başına bütün gün ranzada ah annem nerdesin diye ağlarsın. walkman'ini, çamaşırhanede giysilerini çalan mı dersin, piç ve çıkarcı arkadaşlar mı dersin. insan sarraflığına geçiştir. yemekhanede bazı yemekler harika çıkar hayatının geri kalan bölümünde o yemek hep yatılıyı hatırlatır. bazı kötü pişirilen yemeklerinse leş gibi kokusu 100 m.den gelir, yiyemez aç kalırsın, kantine yollanırsın tost most yemeye. yatılı okumanın bazı iyi yanları da vardır tabi ki. mesela çocuk yaşta sorumluluk almayı çok iyi öğrenir, erken olgunlaşırsın. spor imkanları iyidir, sistemli bir dolabın olur ve ders çalışma ciddiyeti kazanırsın. bunlar sende erken geliştiği için de askerlikte, yurt dışında vb. zor şartlara çok rahat uyum sağlarsın. yatılıda tv saatleri de aynı askerlik gibidir. kıdemli üst sınıflardan birileri bir kanal açar, sen de mecburen ona takılırsın. artık nasıl oluyor bilmiyorum. bilmek de istemiyorum.