balyoz davası

entry127 galeri video1
    75.
  1. Gün gelecek ve bu davadan utanacağız. Bugünün darbe iddialarını savunanlar aslında mahkeme kayıtlarına bir defa bile göz gezdirmeyenler kişilerdir. Eğer gerçekten dava kararlarına göz atıp vicdanları "Evet, bu darbe" diyorlarsa diyecek sözüm yok. Ama bu dava olmasa bile üstü çizilecek isimler öncesinden belli. Bunun nedeni ise ABD'nin Irak'a topraklarımızı kullanaraktan girme kararına onay vermeyen tezkere. Çünkü ABD bu tezkerenin onay almamasında suçu AKP'ye değil silahlı kuvvetlerimize yükledi. Bundan sonra da Gerek Ergenekon gerekse Balyoz davaları ile Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tasfiye planı yürürlüğe girmeye başladı. Sonuç ortada. isteyen dilediği kadar "yargıya karışılmaz", "bu karar adildir" desin bugün iktidar bakanlarından biri gazetelere "Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük hesaplaşması" şeklinde cümlesiyle tarihe geçmiştir. Ama sanılmasın bu dava AKP ile TSK arasında. Aynı zamanda hem Cemaat ile AKP arasında hem de Cemaat ile TSK arasında. Alınan her kararın altında AKP'yi aramanın manası yok. Çünkü AKP de kendi içindeki cemaatçilere söz geçiremiyor. Oldukça ters düşseler bile iktidarda kalabilmek için cemaatin desteğine de çok fazla ihtiyaç duyuyor.

    Balyoz davasında düşündürü deliller.

    1 - Balyoz Harekat Planı dökümanı hazırlanırken Microsoft Office içinde yer alan Word programındaki "Calibri" yazı fontu kullanılmış. iddia edilen cami bombalama şeması ise Office XML ile çizilmiş. Ama her iki uygulama da Microsoft tarafından 2007 yılında piyasaya sürülmüş. Sanık avukatları darbe planlarının metinlerini Microsoft'a gönderip yazı karakteri ve tarihçesi hakkında bilgi istedi. Microsoft kullanılan yazı şeklinin "Calibri" olduğunu ve 2007'de piyasaya çıktığın doğruladı. Bu durumda bu belgelerin 2003 yılında değil, 2007 yılı sonrasında hazırlandığına dair soru işaretleri ortaya çıktı ve sanık avukatları itiraz etti. Mahkeme avukatların itirazlarını reddetti. Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı da avukatların bu yöndeki temyiz itirazlarının da reddi yönünde görüş bildirdi. Dijital delillerin hukuka uygun ve suçun oluşuma delil teşkil edebileceğine karar verildi.

    2 - Davanın ana delillerinden biri de sanık Çetin Doğan'ın Mart 2003'teki komutanlığı sırasında istanbul 1. ordu'da yapılan plan semineriydi. Mahkeme, seminerde darbe planı yapıldığını kabul etti. Seminere katılan, listelerde ve belgelerde adı geçen bütün subayları "darbeye eksik teşebbüsten" mahkum etti. Seminere katılmak bile tek başına suç sayıldı. Üstelik mahkeme seminere katılmayan, o sırada yurtdışında olan sanıklara bile ceza verdi. Savunmaya göre ise seminere 162 kişi katıldı. Ancak bunlardan sadece 52'si sanık oldu. Seminere katılan diğer 110 kişinin ifadeleri bile alınmadı. Dava kapsamında 365 sanığın yargılandığı düşünüldüğünde başta denizci ve havacı askerler olmak üzere 313 kişinin bu seminerle uzaktan yakından ilgisi yok. Bu durumda da elbette aklımıza bu insanların isimlerinin önceden belirlendiği geliyor. Seminere katılmayanlar bile sanık durumuna düşerken seminere bizzat katılan bazı seçilmişlerin ifadesi bile alınmıyor.

    3 - Seminer ses kayıtlarını içeren kaset davanın bir diğer önemli delillerinden biriydi. Ama kaset dinlenirken ezan sesi de duyuldu. Oysa bu ses kayıtlarının yapıldığı iddia edilen oda ses geçirmeyecek bir şekilde yalıtılmıştı. Ezan sesinin dışında kayıtlarda başka bir sesin olmaması gerçekten de konuşmaların ses geçirmez odada yapıldığını doğrular nitelikte olmasına rağmen kayıtların orjinal olmaması ve bu yüzden delil olarak kabul edilmemesi yönündeki itirazlar mahkeme tarafında kabul edilmedi.

    4 - 2003'teki darbe planlarında TCG Alanya isimli gemiye de görev verilmişti. Ama geminin inşa tarihi 2005 yılıydı. Sanık avukatları geminin inşa tarihini ve bu ismi almasını belgelemelerine rağmen mahkeme bunları kabul etmedi, başsavcılık tebliğnamesinde bu konu geçmedi.

    5 - Deniz Albay Ali Türksen üzerine atılı suç tarihi ve saatte deniz altında belgesel çekiyordu. Hem de devlet ve iktidar televizyonu TRT ile. Aynı anda iki yerde olma ihtimali yoktu. Ama bu çelişkili durum da mahkeme ve başsavcılıkça kabul edilmedi.

    6 - Darbe planlarında adı geçen Albay Fahri Ekşioğlu diye bir personel aslı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda var olmadı. 2003 yılında görev verildiği yazılan iki generalden biri 1997 yılında diğeri ise 1998 yılında ölmüştü. Suçlandığı belgede adı Umut Ahmet Tarakçı olan kişi ise Umut adını 2009 yılında almıştı. Darbe sırasında el konulması planlanan 35 AR 6132 plakalı araç ise 2006 yılında tescil edildi. Ancak bu itirazlar hiçbir şekilde kabul görmedi.

    7 - Darbe planlarının içinde yer alan özel hastaneler isimli dosyada "Medical Park Sultan Gazi" adı geçiyordu. 2003 yılında hazırlandığı iddia edilen bu belgeler yine yanılıyor olmalıydı. Çünkü bu hastane bu adı 2008 yılında Medical Grubu tarafından satın alındıktan sonra aldı. Bu belgeye itiraz da kabul edilmedi.

    8 - Darbe delilleri yer alan ilaçdepoları.doc adlı dosyada geçen ilaç firmasının adı YENi RECORDATi. Oysa firma bu ismi 2009 yılında italyan recordati şirketi ile yaptığı anlaşma sonrasında almıştı. Avukatlar bunu da belgelemesine rağmen bu itiraz da mahkeme tarafından kabul görmedi.

    9 - Seminerde hayali bir senaryo kapsamında Yunanistan ile savaş halinde aynı anda iç ayaklanma olması durumunda 1. Ordu'nun mevcut planının yeterliliği sınandı. Seminerde tartışılan senaryoda ne cami bombalanması ne de jetin düşürülmesi vardı. 1. Ordu'nun görev yeri Marmara Bölgesi ile sınırlıyken, 162 kişinin bir araya gelerek yasal zeminde ve kendi seslerini banda aldırarak, Ankara'dan gelen 15 gözlemcinin önünde hükümeti devirecek, tüm Türkiye'yi kapsayacak bir darbe provası yapması akla ve mantığa uygun gelmese de avukatların yaptığı bu itirazı mahkeme kabul etmedi.

    10 - Mahkeme kararında ve tebliğnamede darbenin hedefi olarak gösterilen AKP hükümeti henüz haftadır görev başındaydı. Planın son kayıt tarihi ve üstündeki tarih 2 Aralık 2002. Avukatlar, Balyoz Planı'nın 2002 yılında yazıldığının ileri sürülmesinin mantıkla, gerçekle ilgisi olmadığını savunsa da bu itirazlar da kabul edilmedi.

    11 - Balyoz harekat planı'nın 3b maddesinde "artan şehit cenazeleri ve öğrenci olayları"ndan bahsedilirken, avukatlar dip notta gösterilen 2001-2009 yıllarında şehit sayılarının azaldığını belirterek , ifadenin de raporun da gerçek dışı, düzmece olduğunu kanıt olarak gösterdiler ve delil olarak sayılamayacağını savundular.

    12 - Davanın ana delillerinden Balyoz Güvenlik Harekat Planı sadece sanal ortamdaki dijital verilerden ibaret. Bir dijital veri kendi başına bir CD'de bulunamayacağı için o veri dosyasının CD'ye yazdırıldığı kaynak bilgisayarın bulunması gerekirdi. Oysa bu CD'nin hangi bilgisayarda yazıldığı, oluşturulduğu bulunamadı. Ama bu CD'nin oluşturulduğu bilgisayarın TSK'nın kullandığı bilgisayarlardan olmadığı kanıtlandı.

    13 - Suga Planı'nda, mahkemece kabul edildiği gibi önce darbeye zemin hazırlanacak ve bu amaçla da kısmi seferberlik ilan ettirmek için Yunanistan ile gerginliği arttıracak eylemler yapılacaktı. Savunma avukatları Ege Denizi'nde Yunanistan ile gerginliği tırmandırmak için gemi tahsisi yapılması gerektiği halde böyle bir gemi tahsisi olmadığına dikkat çekti. NATO'dan gizli ise Ege'de uçak uçurulması ise mümkün değildir. Kardak krizinin ardından kullanılan "Egaydaak" ifadesi ilk kez Genelkurmay Başkanlığı'nda yazılan 15 Mayıs 2003 tarihli yazıda geçti. Bu da planın oluşturulduğu tarihin 10 ocak 2003 değil, 15 Mayıs 2003'ten sonraki bir tarihte yazıldığının kanıtıdır.

    14 - Çarşaf ve Sakal planlarında, Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanacağı yazıldı. Sanık avukatları bu iddiaların delil sayılamayacağını, TSK mensuplarını yıpratmaya yönelik mantık dışı suçlamalar olduğunu savundu.

    15 - 1. Ordu Plan Semineri'ndeki ses kayıtları 5-9 Mart 20012 arasında 3 gün boyunca mahkemede dinlendi. Ne Balyoz ne Suga planlarının adı geçmedi. Planda ege'de yapılan uçuşlarda artış yaşandığı bilgisine karşın, 1 Eylül 2001 - 31 Ağustos 2002 arasında 5.749, 2002 - 2003 suç tarihlerini kapsayan dönemde ise 5.136 uçuş yapıldı. Uçuş miktarı artmadı, azaldı.

    16 - Darbe planlarına göre F-16 pilotlarına verilen uydurma görevler maddi gerçeklerle bağdaşmıyordu. 35 milyon dolarlık F-16 pilotlarına "uçan gardiyan" olarak Fenerbahçe Stadyumu'nun güvenliği sağlama görevi verildi.

    17 - 2003'teki Balıkesir ve Bandırma'daki büyük AVM'lerin kontrolü ve denetimi için personel planlaması yapıldığı belirtilmesine karşın, bu illerdeki alışveriş merkezleri 2010 ve 2011 yıllarında açıldılar. Bu maddi hata da mahkeme heyetince dikkate alınmadı.

    18 - Tırpan, Sakal, Çarşaf gibi planlardaki hatalar da yargılanma sırasında hiç irdelenmedi. Atılı suç dönemi 2002 - 2003'te var olmayan cadde, sokak, otobüs durağı, halk pazarı isimleri planlara yazıldı. Mahkeme, "2006'daki sokak isimleri 2002 ve 2003'te halk arasında zaten bu isimlerle kullanılıyordu." diye kabulde bulundu. Keşif raporlarında adı geçen 10 sokak ve cadde isminin istanbul Büyükşehir Belediyesi'nden alınan raporlarla, 2007 yılında bu isimleri almış oldukları belgelendi. Ancak, tebliğnamede bu zaman çelişkileri bozma nedeni yapılmadı.

    19 - CMK ile dava dosyasına sonradan delil eklenmesi usulü bırakıldı. Ancak avukatlara göre Gölcük'te ele geçirilen sözde delillere dayanarak ikisi gerçekte nüfus kayıtlarında olmayan yüzlerce sanığa tutuklama kararı verildi.

    20 - Oraj darbe planında Gölcük, Ankara, istanbul ve izmir'de birlik komutanlıkları oluşturulacağı yazılmasına karşın soru önergesi yanıtında Milli Savunma Bakanı ismet Yılmaz , Deniz Kuvvetleri'nde Gölcük Ankara, istanbul ve izmir birlik komutanlıklarının hiç bir zaman olmadığını açıkladı.

    21 - "Bilvanis Çiftliği" isimli klasörde yer alan 19 Nisan 2007 saat 18:01'de oluşturulan "ıslak imzalılar" arşiv dosyasında bulunan bir belge 2008 yılına, 5 belge ise 2009 yılına ait. Bilimsel olarak bir arşiv dosyasının içinde bulunan herhangi bir belgenin içindeki bilginin tarihi arşiv dosyasının değiştirilme tarihinden önce olmalı. 2008 ve 2009 yıllarına ait belgelerin 2007 yılında oluşturulan bir "RAR" dosyasında olması ve aynı yıl taranması imkansız. Mahkeme bu iddiaları da incelemezken, avukatlar sahtecilik olduğunu savundu.

    22 - Gölcük'ten bulunduğu ileri sürülen 2003'de hazırlandığı iddia edilen Balyoz Harekat Planı'nın üst verisinde son kayıt edici olarak emniyette görevli polis Reşat Polat'ın adı çıktı. Sanık avukatları bunun dijital verilere polisin müdehalesini kanıtladığını savundular.

    23 - Mahkemece Gölcük delilleri için bilirkişi raporu alındı. Azmi Tosun ve heyetinin 14 Ocak 2011 tarihli raporunda "bu delillerin tamamının sahtekarlık ürünü olduğu" belirtildi. Bu CD'lerden imaj da alınmadı. Ancak mahkeme delilleri kabul ettiği gibi bulunan deliller yönünden de tebliğnamede bir eleştiri getirilmedi.

    24 - Eskişehir'de Hakan Büyük'ün oğlunun yaşadığı dairede 20 kadar polis arama yaptı.Bir dolabın altından, evdeki diğer bin gigabayt toplamdaki hafıza kütüğünde hiçbir izi bulunmayan bir flash-memory kartı bulup çıkartıldı. Emniyet iki bilirkişi raporu aldı. iki rapor arasında 175 çelişk doğdu.

    25 - CD 16 içeriğinde gerekçeli karardan önce gerçekten var olmayan 21 adet dijital dosya sonradan eklendi.

    26 - Kadın olduğu halde babalık hakkından yasaklanan sivil mahkum Güllü Salkaya ve öteki birçok personel Word dosyalarını hazırladıkları ve çıktı aldıkları için mahkum oldular. Hepsi farklı şehirlerde ve farklı bilgisayarlarda hazırlanmıştı. Ancak bu dosyalarının hepsinin 9.28 versiyonu ile hazırlandığı belirlendi. Tüm bilgisayarlar farklı olduğu ve sürekli güncellendiği için versiyonun aynı olması imkansızdı.

    27 - Mahkemece Gölcük'te çıkan bir tek ıslak imzalı belgeye dayanılarak, "11 No'lu CD dahil tüm CD'ler gerçektir" değerlendirmesi yapıldı. Ancak avukatlar baz alınan 11 No'lu CD'nin sahte olduğunu savundular, bu CD'nin kağıttan bakılarak Word halinin oluşturulduğunu öne sürdüler. Avukatlar, 22. sıradaki okunmayan ve "yaklaşık" olduğu anlaşılan kelimenin 11 No'lu CD'de ideolojik şeklinde yazıldığını belirttiler.

    28 - Avukatların iddiasına göre içinde sanıklar lehinde yüzlerce bulgu ve tespit, resmi makam yazısı bulunan 6 delil klasörünü savcıılar adli emanete kaldırdı. Oysa Ceza Mahkemeleri Kanunu'nun 160. maddesine göre savcılar, sanıklar lehindeki delilleri de koymak zorunda.

    29 - iddianame'de 1019 lehte bulgu, 22 ayrı defa "aleyhte bulgu" olarak değerlendirildi. Bu durum avukatlarca eleştiri konusu yapıldı.

    30 - Mahkeme üyeleri adli bilişim uzmanı olmadıkları halde bilirkişi gerektiren konularda inceleme yaptırmadı.Mahkeme, Yeni Akit, taraf ve Zaman gibi davayı yanlı savunan basında yer almış kimi yanlış görüşleri kopyalaralarak değerlendirme yaptı. Mahkeme kendini bilirkişi yerine koydu.

    31 - Mahkeme, basından alıntı ile "bizzat Microsoft" açık kaynaklarında yer verilen bilgilere göre 2003 yılında yazılmış bir Word belgesi 2007 yılında yeni versiyon yüklü bir bilgisayarda açıldığında, sanki 2007 yılında hazırlanmış gibi görüneceği ifadesine yer verdi. Avukatlar bu ifadenin yanlış ve teknik olarak hatalı olduğunu savunsalar da sonuç değişmedi.
    (Oya Armutçu, Hürriyet, 21.07.2013)
    0 ...