--spoiler--
+abla siz de sesi duydunuz mu?
-kız o ne sesiydi öyle?
+operasyon falan yoktu değil mi?
-valla ne bileyim. inşallah bişey yoktur...
+hele bizimkilere bi telefon edelim.
-peki
--spoiler--
han köyü... ahmed i xan i toprakları yani... bir yükseltiden izliyorum derin vadileri... başından şapkayı düşürmek deyimi, bu dağların doruklarına bakma çabası gösterenlerden türemiş. etraf yalın heybet! etraf, söylentilerle harlanmış tedirginlik... yamaç boyunca düzensiz dağılmış ceviz ağaçları ve adeta çırılçıplak yükselen dağlar... daha doğrusu, göğe yükselmiş safi kaya blokları... evlerin bahçesinde kaynayan buz gibi pınarlar... set çekilmiş, ayın yansıması düşüyor ufak göletlere... bir puhu sesi inilerken gecenin kuytusunda, ahmed i xani olmamak için hiçbir mazeret yok diye düşünüyorum.
şemzinan... şemdinli yani... yüksekova ardımızda... dağların göğsüne çiziktirilmiş zikzaklı yolları tırmanıp iniyoruz. bir sağa bir sola savrulduğumuz uzun bir yolculuk bedeliyle ulaşabiliyoruz şemdinliye. hakkari nin nişanesi haline gelmiş garip güvenlik noktalarına tekrardan şahit olmak önemsiz bir detay artık. muhkemleştirilmek adına duvarları yükseltilmiş, bir parça kale suruna benzetilmiş fakat kullanılan yapı malzemelerinin türünden dolayı maket gibi kalmış soğuk yapılar... dağların bağrında yaşamayı içselleştirilmiş insanlar...
nehri köyü... seyyid taha'nın diyarı, bereketli topraklar... yoğun çatışmaların ve yol kesme eylemlerinin yaşandığı güzergahtan geçerek ulaşılabilecek bir muhit... aşkın da isyanın da aristokrat geleneklerin de kendisini hissettirebildiği bir atmosfer.
sade mezarlar... dağların bağrında oyuklar, mağaralar... çocuk yüzler, ne kadar da temiz ve sıcak... kendi topraklarım da kendi tenime şaşırıp kalmak gibi bir gariplik hasıl oluyor. ve balık etinde toprak kokusu, çıplak ayaklarım bir akan suda bir toprakta... çamur kaplı... yüreğim dingin...
yollar yokuş, yollar darmadağın... oyuklardan nefes almak ne mümkün... insan sağlığına verdiği zararlar gözle görülebilecek düzeyde sert ve steril olmayan şebeke suları... şehir dışındaki çeşmelerden araçlarla su taşımak... içilen ilk yudumda belli belirsiz bir maden tadı... dağlar hep maden, renkler türlü türlü... pürüzsüz ellere düşen çatlaklar...
bir kıl çadırdan izlemek vadiyi... sırtım, anne yüreğinin sıcaklığına dayalı.. yeniden keşfettiriyor sevgiyi bu dağlar... o heybetten bu sıcaklık hasıl oluyor.