resmi bir makamdan bir hakkın yerine getirilmesini ya da korunmasını talep etmek için dilekte bulunmak adına kaleme alınan yazı. sıradan bir vatandaş hayatında taş çatlasa 5-10 defa dilekçe yazar ve neden okullarda dilekçe yazma kurallarının öğretildiğine anlam vermez o yüzden çocuklar. ya biz hukukçular? ömrümüz dilekçe yazmakla geçiyor. hele ülkemiz gibi kara avrupası hukuk sistemini benimsemiş ülkelerde yargılamalar %90 yazılı usûlde yürütüldüğü için dilekçesiz iş olmuyor.
okullarda öğretildiği gibi kolay da değil dilekçe yazmak aslında bakıldığında...
çayın demlenme süresi olduğu gibi biz hukukçuların yazdığımız dilekçelerin de bir demlenme süresi vardır. bu süre esnasında o dilekçeye asla bakılmaz, tıpkı çaydanlığın kapağının demleme esnasında açılmadığı gibi. daha sonra dilekçeye şöyle bir göz gezdirilir, mutlaka eksik bir şeyler göze çarpar. aynı çay olmuş mu diye bardağa ufak bir miktar döküp cıck olmamış canım dediğimiz gibi. sonra oturulur dilekçenin başına tek tek eksikler saptanır ve giderilmeye çalışılır aynı çayın içmeye hazır olması için altının kısılarak sakince demlenmeye bırakılması gibi. sonrasında dilekçeniz tamamlanmıştır, mahkemeye vermeye hazırdır. aynı çayın bardaklara konup servis edilmesi gibi.. çayın muhabbeti varsa davaların da duruşması vardır, bazen patırtılı gürültülü, bazen de ağzınızı açmaya bile gerek kalmadan hakimin sizin yerinize ifadenizi tahmin ettiği gibi yazdırdığı... aynı çayın bazen hararetli bir sohbete bazen de karşındakiyle susuştuğun anlara eşlik ettiği gibi. dava dilekçesi yazmak çay demlemek gibidir, hayatın kendisi gibi.