" şu yaşa geldin, evlat sözcüğüne hala bir mana yükleyemedin.. sivri kemikli kız çocuğundan yuvarlak bir kadına evrildikçe aklına düşen evlat, hep bir yabancı olarak doğuyor içine.. sende cana bulanan bir yabancıya duyacağın bağımlılıktan ödün kopuyor.. kimdir o bilmiyorsun.. yüzünde kendine benzeş izler aradığın ötekinden, mutluluğun özünü bağışlayan çocuktan, seni toprağa uğurlayacak mihmandardan, mezarının yanını ayırdığın öbür cesedinden başka kim? kimi zaman yapayalnız ölmemek için istiyorsun onu, kimi zaman doğurmakla ölümü de doğurmuş olacağın için istemiyorsun.. boş kasıklarını her okşayışında sonsuzluğu ısıtan bir ateşe değiyor ellerin.. o zaman ellerini derhal uzaklaştırıyorsun.. bir soydaş eklemek, birisinin atası olmak, dünyanın gelip geçiciliğine haybeye meydan okumak gibi geliyor.. doğurmak, tam olan ruhu eksiltmek mi yoksa, bir türlü emin olamıyorsun.."