insanın dedesi ile rahat rahat iki kelam edebildiği yegane zaman dilimlerindendir.
Aile tarihini kayıt altına almayı seviyorum. Muhtemel ki bana babamdan geçmiş bir huy.
Babamın babasının babasının babası Yugoslavya-iştip'te tütün korucusuymuş. Tam ne iş yaptığını anlamadım da tütün kaçakçılarının sevmediği adamlarmış bunlar. Onu anladım. Bu bayramda dedem anlattı. Büyük dedem bir gün köyünde avluda uzaktan keskin nişancı tarafından büyük ninemin gözü önünde vurulmuş. Adam olduğu yere yığılıvermiş. Dedem 37'li olduğuna göre onun babasının çocuk olduğu tarih bu seneden yarım asır önce olsa, 1800lerin son çeyreğinde oluyor olay. O zamanki keskin nişancılık nasıl bir şey diye sormadım dedeme. Bölmek istemedim. Hani 4.6 kanas değildir de nedir bilmiyorum. Büyük ninem günlerce tek laf edememiş. Hayalet gibi dolaşmış. Kendine gelememiş. Sonra da üç çocuğu destan, Kamil ve Nuri'yi alıp Konya bozkır'a gelmiş. Bozkırlılığımız oradan geliyor.
Bu da böyle bir anı.
Bayramda dede dizi dibinde aile tarihini dinlemek kadar hoş bir şey var mıdır bilmiyorum. Sırf bunun için bile beş yüz küsür km yol gitmeye değer.