on beş yaşındayken iradem öğrenmeye yönelikti. otuzuma geldiğimde, yolumu saptamıştım. Kırkımda artık kuşku diye bir şey kalmamıştı içimde. kulaklarım ise ancak altmışımda açıldı: insanların tutumlarını izle, davranışlarına yönelim veren nedenlere bak, nelerden zevk aldıklarını, neleri doyurucu bulduklarını gözle. ve doğru yolu bulupta oradan gitmemek, yüreksizliktir. susmak zorunda olduğunu bilmek susmaktan daha zordur. kimi suskunlukların sağır ediciliği bu yüzdendir.
körlük zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız tek dayanağını duyularımızla, gerek yapıları, gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız birkaç kırıntının dışında, sonsuzluğa dek uzanıp giden bir körlükte bulur. evrende egemen olan kuram, körlüktür. körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri düşünülemeyecek nesnelerin ve yaratıkların yan yana bulunabilmelerine olanak tanır. zamanın artık çekilmez olduğu, taşınması olanaksız bir yüke dönüştüğü noktada koparılabilmesi ancak körlüğün yardımıyla düşünülebilir. Süreklilik niteliğini özünde taşıyan zamandan kaçabilmenin tek yolu vardır insanoğlu için: arada sırada zamanın akışına gözlerini kapatmak ve böylece görüldüğünde bize yabancı, itici gelmemesi için onu taşınabilir parçalarına bölmek.