ilkokulun son sınıfında sınıfa başkan seçildim. Başkanlığın çok havalı olduğu dönemlerdi, söylerken bile havalı lan. Kapı çalar ve nöbetçi öğrenci: ' müdür sınıf başkanını çağırıyor' derken karizmanız sükse yapar. sınıftaki saçları jöleyle dikmiş o tiki çocuktan bile havalı olurdum. En azından o pısırık, mulayim havam, bir nebze kendini kurtarırdı. Bi de ben basiretsiz böyle ne bileyim miskindim. Hani Herkes denk gelmiştir, sınıfta sessiz gibi, ama yeri geldi mi yaramaz bi çocuk vardır ya sinsi; hoca derse biraz geç kaldığı sırada, tam herkes dersin boş olduğunu düşünürken koridordan yankılanarak: 'hoca geliyoooo!' diye nerden geldiği belli olmayan o gayri meşru sesin sahibiydim. Tam o anda ağzıma tahtanın arkasındaki metal cetvelle vursalar haklılar. Şöyle karşımda olsam iki tane tokat atıp eve yollardım kendimi. Şimdi düşününce kendimden nefret ediyorum ya neyse... Ama benim başkanlığa adaylığımı koymam bu bu işin havalı oluşu ya da fiyakalılığından değil. Zaten istesem de havalı olamazdım ya. Havalılık bi meslek gibiydi öyle ulaşılmazdı. Ya da doğuştan.
Bir kız vardı ve ben bu kıza fena yanıktım; yıldırım- paratoner metaforu gibi hani. Başkan olmam ona yakınlaşmam için iyi bir fırsat olacaktı ki, o işin getireceği sorumlulukları hiç düşünmeden zınk diye başkanlığa adaylığımı koydum. Tabi öncesinde bizim tayfadakileri kafalamışım, 'olum ben aday olursam beni seçin yoksa s***' diye. Onlar da diğer arkadaşlara dediğimi aynen iletmişler... Derken beklenen gün geldi çattı. sınıf hocamız bi gün biz adayları tahtaya çıkardı. Benimki sırada oturuyor öyle saçları süt mısır. Arada kesiyorum tabi. Seçim olacak ya hemen bütün sınıf başladı lak lak yapmaya. Beş on dakka kalabalık bi gürültü ardından hocanın köpürüşü sonrası oluşan sessizlik...Siz dışarıya çıkın dedi öğretmen(o zamanlar öğretmen diyorduk). siniri yatışmıştı. Çıkarken ben kendi tayfama erol taş edasıyla 'beni seçin lan yoksa s***' bakışı atıyorum.(o nasıl bi bakışsa artık). Çıktık. Bi on dakka sonra hiç beklemediğim bi anda benimki kapıyı açtı, masumca bakarak 'hoca sizi çağırıyor.' dedi. Girdik. Ben zaten önceden çoğu kişiyi kafaladığım için tahtaya bakmaya bile tenezzül etmiyorum; zira alkışlardan kimin seçildiği bariz. Ezici oy üstünlüğüyle resmen iktidardım.. (gören de Nelson Mandelayım sanacak). Kısa gövde gösterisinden sonra yerime oturdum. Hemen girişimcilik ruhumu konuşturup bi şekilde kıza yakınlaşmayı düşünmem gerektiğini düşündüm. Kafamı kemiren bu çaresizlik düşüncesi, ansızın beni, ibrahim tatlıses yönetmenliğinde çekilmiş, aşk konulu bir klipteki yapmacık hayallere daldırdı.(o zamanlar ibocuyuz moruk).
Ilk bir kaç gün öylece geçti. Ama ben dayanamıyorum bi sebep bulup harakete geçmeliyim. Bu Arada sınıftakiler sürekli kavga, gürültü çıkarıp sınıfın huzurunu bozuyorlar. Benim de görevim buna engel olmak ya hemen yazıyorum isimleri tahtaya. Konuşmaya devam edenlere basıyorum çarpıyı. Biri çıkıp: 'bi çarpı daha at lan!' diyor. Sinirleniyorum.
O sırada benimkinin etrafında dolananlara da kıl okuyorum haliyle. Hiç yoktan onları da yazıyorum tahtaya *bnelik değil mi. Yiyosa ses çıkarsınlar. En sevmediğim şey benimkine yamanmaya çalışmaları. En son dayanamayıp bunun da ismini yazdım tahtaya. Hemen farketmedi ya arkasında dönmüş kaynatıyo. Yanındaki söyledi bak bak seni yazmış diye. Güldüm. Onun her hareketi artık kontrolüm altında; sürekli takip, daha öğretmenler zili çalmadan içeriye gir demeler falan... Ne yapsa anında bulaşıp sinir etmeye çalışıyorum. Ne yapayım olum seviyorum.
Gün geçtikçe bu işi benimsemeye başladım. Sınıfa alınacak ıvır zıvırların parası bende toplanıyor. Artan paralarla gene bizim tayfayla kantıra gidiyoruz. Bi sefer hiç unutmuyorum beden dersindeyiz yoklama kağıdını kaybetmişim. Bütün sınıfın disipline gideceği haberi herkesi telaşe etti. Herkes seferber oldu. Neyse ki kağıt bulundu da disiplinden yırttık.
Başkanlığın getirdiği karizma ve özgüven benim gayri ihtiyari kıza açılmamı sağladı. Haliyle mutlu sona ulaştım lakin gerekli istikrarı uzun uzadıya sağlayamadım. görevi kötüye kullanmam başkanlığı erken seçime götürdü.
Düşürüldüm resmen.
Geriye tahtada konuşanlar ve uslu duranların ismi kaldı. Ha bi de kızların etek altına bakmak için silgiyi yere atan çocuk...