sonsuzluğa yürümek. sonsuza ulaşacakmışçasına, dingin deniz eşliğinde. gökte ay, yıldızlar ve karanlık. kumun attığım her adımda parmaklarımın arasına girdiğini hissediyorum. çölde bir kum tanesi, ne eksik ne fazla. yürüyoruz hepimiz bir yerlere, geçmişle aramızdaki mesafeyi kapatabilmek için. give up the ghost mistisizmi yalıyordu tüm beyin bölümlerimi. neronlarımın her birine bir altı patlar versem, belki o zaman yok edebilirim dünyayı. geleceğe yatırım yapmak, bugünkü birçok şeyden vazgeçmeyi gerektiriyordu. ben ise anı bütün çıplaklığıyla yaşıyordum, farklı değildim onlar aynıydılar. saf bir özgürlük! bilinebilir mi? anlaşılabilir mi? kim bilir? kimse! ileride küçük bir ateş, etrafını saran birkaç insan eşliğinde dans ediyor. gitar çalıyor biri, diğerleri dinlemiş gibi yapıyor. ''akdeniz akşamları çalıyor ise gitar çalanı öldür'' dedim kendime. gittikçe büyüyordu ateş, gölgemde. yeterince yaklaştıktan sonra durdum, gecenin ırzına geçen yalnızca gitar. sesi olsa en komplike hakaretleri müfredatına uygun bir şekilde sokarak, absorbe edebilirdi çocuk ve enstrümanını. karanlık aynı karanlık, daima vakur. müzik ruhun fahişesiydi gıda süsü verilmişti sadece.