sevgi değil, korku toplumu olmasından kaynaklanır. bu durum, dini inanış yapısına kadar etki eder. Allah sevgisinden ziyade, Allah korkusu öne çıkartılır. her şeyden bağımsız olarak, önce vicdanlı bireyler yetiştirebilmek gibi bir kültürümüz yok. Büyük bir çoğunlukla iki yüzlülüğe dayalı bir kültüre sahibiz. Misal büyük çoğunluk, müslüman olmasıyla gurur duyarken, salt namaz, oruç ve hac gibi ibadetlere indirger inancını. Orucun amacı, maddi imkansızlıklar dolayısı ile kalıcı açlık durumunu yaşayan insanları anlayabilmektir; fakat binlerce liralık gösterişli iftar sofraları kurulur. Aslında herkes bunun ne demek olduğunun farkında zaten. ''Komşusu açken, tok yatan bizden değildir'' kulak ardı edilir. bu ülkede, sokaklarda on yaşında çocuklar, ısınabilmek için tiner çekerken, birileri açlıktan kıvranarak ölürken, öldüğü yerde yeni bir camiinin daha minaresi yükselir... Maddiyatı her şeyin önüne koyar toplum. Herkes, iyi insan olmayı öğütler ama birileri, sırf daha fazla kazanamadığı için, sevdiği insanla hayatını birleştiremez. Daha çok kazanmayan, kaybeder. Bu yüzden, bu ülkede insanlar, hayallerinin peşinden koşmazlar. Bir çoğunun da hiç hayalleri olmamıştır zaten. Meslek seçimleri dahi, önce kazancı baz alınarak yapılıyor. Çoğu insan, başkasının hayalindeki işi yaparak para kazanmaya çalışıyor ve mutsuz oluyor. Sonuç olarak, bir ülkede bu kadar mutsuz ve umutsuz insan nefes alıyorsa, fazla bir gelecek beklememek lazım.