öldüresiye paralamak, tırnaklarını teker teker çekmek, yüreğinin dehlizlerinde savrula savrula, yana yana, her defasında biraz daha fazla bir şeyler yitirerek kendinden... ne yapılacağını, nasıl düşünüleceğini, nasıl yutkunulacağını yani insana dair olan ne varsa nasıl olması gerektiği üzre fikir beyan ediyordu, dinlenmiyordu. öyle bir dinlenmiyordu ki siz bu dinlenmemezlikte bir başınıza sağır , yek başınıza kör olabilirdiniz.
bir belirsizlik halinin , olumlanamamazlığın üvey çocuğuydu hayat. en yalnız, en sensiz ve en derin karanlıklarda müşterisini ayartmaya çalışan bir oruspuydu ölüm. hayır hayır bir geyşanınki kadar sanatvari değil... kuduz bir köpeğin salyasında yatan köpük, hırçınlığın diğer adıdır, sen en kuduz olan, bütün kötülükler şahit ki önce o ısırdı çünkü benim lügatımda yoktur iyi, doğru ve güzele ait ne varsa...
gözkapakları ağırlaşmış, rezilliğin birinin bin para etmediği bir dağınıklıkta kendine gelmesi beklenemez birinden ya da tam tersi durumda. dolayısıyla verdiği cevap olanca dağınıktı. sesi uzaklardan, taa uzaklardan , zar zor duyulması için çok çaba gerektiren, bir tarzda, yenik, derin. nefes alış verişlerini duyabiliyordum, hissedebiliyordum çünkü bunun iktisadi bir yönü yoktu tanrı nezdinde. dinlemeye koyuldum. A(prana)X: ''evet'' dedi. ''seni anlıyorum. lakin adımdan dolayı yanlış anlaşılmak istemem yoksa yoktur bir özelliğim. bildiğim tek şey, bilmediklerimden ötürü ve bunun farkında olarak övünmek değil, zira bu bir anlam ifade etmez, insanın bilmeyi istemeyeceği türden şeylerin varlığında tezahzüh olmanın aksine birebir derinlere nakşetmektir, insan denen yaratık fazlalıklardan eksiklikler çıkarabileceği gibi, acılardan mutlulukta çıkarabilecek rezilliktedir. bu nedenlerden dolayı infazımın gerçekleşmesini istemekteyim.'' tam da bura da uyandı rüyasından solucan ve dedi ki: ben hayvan olmanın çok ötesinde bir şeyim.