akşama kadar aval aval 3 kafe gezmiş, hiç birinden haz alamamış ve sinemaya gitmiştik. romantik filmin ardından belki barlar sokağı günün finali olur diye umutlanmış, üçer-dörder biradan sonra artık seni yurda bırakayım demiştim o geri zekalı'ya. ağız burun yapmıştı ama kabul etmişti. birlikte sendeleye sendeleye yurda kadar yürümüş, sarılıp koklaşmış, sonunda ayrılabilmiştik o gün için.
ben adet edinmiş; mal gibi yurt kapısından içeri girmesini izler, merdivenden bana el sallamasını beklerdim sürekli. sallamıştı da. dönmüş arkamı evime giderken arkamdan çığlık atarak ellerini iki yana açmış şekilde bir bisikletli(!) hayır hayır; geri zekalı geliyordu. ben uzaktan bir kere bakmış "amk salağı" deyip yoluma devam etmiştim o bisikletli için. biraz sonra yanımda aniden durup bisikletten iner gibi yaparak attığı omuzla dengemi yitirmiş olsamda, tanıdık bir "geri zekalı" oluşu ani tepki vermemi engellemişti.
"yurda bırakmadım mı ben seni? bu bisiklet kimin? düşücen gel buraya" deyişlerime bisikletle etrafımda dönerek ve salakça kahkahalar atarak cevap veriyordu başlarda. belinden yakalayıp bisikletten indirince; yurt bekçisi cavit amcanın bisikleti bu dedi, cavit amcanın uyuduğunu görünce gizlice almış peşimden gelmiş "geri zekalı". hepsi; son bir "seni seviyorum" demek içinmiş. "ya saçmalama, hadi yurda gidelim, adam uyanır bisikleti görmezse ne yapıcaksın" desemde tekrar tekrar seni seviyorum deyip durmuştu.* kısa bir uğraştan sonra geri dönmek üzere bisiklete binebilmiştik.
o geri zekalı da arka oturmalıkta iki elini karnımın üzerinde birleştirecek şekilde sarılıp oturmuşken, ben postacı bisikletine benzer bir direksiyona sahip frenleri yere bakan saçma aleti kullanıyordum.
buraya kadar; o geri zekalıya göre herşey çok romantikmiş.
yurda yaklaşmış, hatta birazdan yurt sokağına dönecektik ki ellerini belimden çekilip omuzlarıma getirdi ve birden oturmalığa basarak ayağa kalktı geri zekalı. ilk hareketinde omuzuma yüklenmesi biraz dengemizi bozmuştu ama toparlayabilmiştim direksiyonu. yihuuuu tarzı sesler çıkarmaya başlamış, benim "lan ne yapıyon" demelerimi boşvermiş halde ilerlerken bu sever de arkadan boynuma sarılıp tüm ağırlığını bana vermişti. önceki toparlayışım anlıktı. bu ağırlık dengede durmamızı zorlasa da devam etmiştik kısa bir süre.
yurdun hatta bi sürü kız yurdunun bulunduğu sokağa dönüşümüz ve sırtımdaki ağırlığın etkisiyle bisikletten düşüşümüz bir oldu. o geri zekalı hem ayakta oluşu hem de düşerken beni bırakmayışı sayesinde göt üstü düşerek kısa bi acı çekmişti sadece. bense sağ ayağım bisikletin altında dirseğimin üzerine düşerek iki haftalık bir acıya mağruz kalmıştım. yurt balkonlarından gelen gülüşme seslerine yerde yanımda duran geri zekalının da eşlik edişi sinirden gözlerimden yaşlar gelmesine sebep olmuş. sikeyim "bisikleti de seni de" diyerek seke seke evime gitmiştim.
bugün bu kadar içimi döküyor oluşum, bugünün; yaşadığım bu olayın yıl dönümü oluşudur.
buradan o geri zekalı'ya sesleniyorum "doğum günün kutlu olsun."