iki taraf da kusurlu demek, mutlaka yüzde elli yüzde elli manasına gelmez. esas şu manaya gelir: niçin ötekilerin kazanıp bizim kaybettigimizi anlamaya çalışalım. bana diyorsun ki: ülkelerimizi istila ettiler, isgal ettiler, bizi aşağıladılar. aklıma gelen ilk soru şu: bunları yapmalarını niye engelleyemedik? yoksa biz şiddet karşıtıyız da ondan mı? hayır, değiliz. o zaman nasıl oldu da bizi istila edip, boyun eğdirip, aşağılayabildiler? bana diyeceksin ki, çünkü biz zayıfız, bölünmüşüz, örgütsüsüz, teçhizatımız yetersiz. iyi de niye zayıfız? niye batı'nınkiler kadar güçlü silahlar üretmekten aciziz? sanayimiz niye geri? sanayi devrimi niye bizde degil de avrupa'da gerceklesti? niye biz az gelismis, zayıf ve bağımlı ülkeler olarak kaldık? başkalarının suçu, başkalarının suçu diye hiç durmadan yineleyebiliriz. ama er geç kendi eksikliklerimizle, kendi kusurlarımızla, kendi sakatlıklarımızla yüzlesmemiz gerekecek. er geç kendi yenilgimizle, bizimki gibi bir medeniyetin uğradığı devasa tarihsel bozgunla yüzleşmemiz gerekecek.
--spoiler--
romanın içinden, her bireyin kendisini sorgulaması gereken cümleler. savaş sonrası ülkesini terk eden, arafta kalmış bir adam ın hikayesi.