kalbin bir kutuya konup aklın bodrum katında saklanmaya doğru yürüdüğü, yitirilen an. oysaki her şeyin yitip gitmeye yüz tuttuğu şu dünyada ne hayaller, ne hayaller kurulur. ne dostluklar, ne aşklar pekişir peşi sıra. tek tek herkes birbirine anlatmaz mı bunları? aşkın o nemli göz bebeklerini görebilmek için kim bilir kaç insan; kaç gece gözlerini parmak uçlarında yürüttü.
inancın tükendiği, cana tak ettiği an; kim bilir kaç insan sevdiğini elinde olmayan sebeplerden ötürü kaybetti. hiç kadar yaşanacak olan bu hayatta, birilerine duyulan özel duygular, neden abur cubur gibi yenilip bitirilir ki? hangimiz kime borçlu kılındık?
sen veya başkası yıllarca o sessizliğin içinde ortalarda bir yerde gezerken; ya da sadece godot'yu beklerken ümit etmedi mi? gelecek diye gözlenen yolların, hayallerin altında ezilip bükülmesi, öznelin basitleştirilmesi ve şu hayatın saçma sapan yobazlıklarına "aşk ile konuş" diyemedi insan. kıyafeti bile üstünde öyle bir eğreti durdu ki...
"ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
bir cıgara atmışsak denize
sabaha kadar yandı durdu"