en yakın kitabın bilmem kaçıncı cümlesinin kaçıncı noktasını itin götüne istiflemekle uğraşan bir yazarın veya kendini öyle zanneden bir zat-ı muhteremin açtığı başlığı görüyorum şu an. gece, gece olma özelliğini hala inatla sürdürmeye çalışırken gökyüzünün sivilceleri mahiyetinde yıldızlar. asla bitmeyecek bir ergenlik döneminin cerahatla dolu irinleri. Bol teknolojik yalnızlıklar barındırmakla mükellef olan 21.yy kardeşimiz, olanca sıkıcılığı, spontane olana duyulan özlem duyguları ile bizi mahkum etmekten pek fazla zevk alarak mastürbasyon geceler/gündüzler tedarik ederken ben, bir auster veya kafka olmamakla birlikte kafkavari duygularla monal çelişkiler içerisinde kalan bir kaçık. tanrım! delilik. elimde sigara bu entry i girmeye çalışırken külün bir kısmı klavyenin benliğinde erimek istercesine aralara tünedi. saat 02. 53 uyuyor birileri uyanık. wagner eşliğinde cigaramdan bir nefes daha çekerken anıları düşünüyorum. anılar acıtıyor her türlü. varolmanın dayanılmaz kahpeliği tüm gücümüzü, takatimizi olanca ateşiyle tüketmekte. artık daha çok sosyal fakat daha çok yalnızlık barındıran eylemler/aktiviteler gerçekleştiren bilişim beyinler üretmekten başka neye yarıyordu yaşamak. tanrım, unutmuş olduğum detaylardan dolayı dünya yaşanılmaz hale geldi, bu dünyayı yaratmış olmaktan utanıyorum.
Yaşamanın tüm açmazlarına isyan, Yalnızlığın bütün karanlığına serenat...
Şimdü hükmü belli ve cellat tarafından bütün iyi niyetleri ve vakurluğuyla, giyotine sürüklenen gölge el pençe divan. Haydi kalk! bir sandığın en mahrem yerlerinde gizli tüm müstehcenliğiyle duran acılar. Bir saklamalık kal bende , bir korluk yak. bin küfür savurdum dünyaya ve tanrıya. ''evladım!'' dedi, bilinmedik bir ses. sus pus ortalık. sonra teresle devam etti. sonu teresayla başlayıp, başı itaatsizlikle son bulacak işkence biçimidir hayat. ''kimsin?'' dedim. ''boynuna dolanan halat, zababında kaybolduğun şehir, mah be mah fikrine tecelli eden bir çıbanım'' dedi.adına marla dedim senin, burtonca karakterler biriktirdim dışı hüsran içi kan revan. şimdi tüm imla kılavuzlarının tersindeyim, yanlış tercüme edilmiş gözyaşlarının yansımasında beliren güzelliğin ayrıtıyım. Sonu yaradılışla başlayıp, başı bir aristokratik düşünceye sahip olmayıp insan olma yolunda, bütün ilişkilerden sıyrılıp bu aşşağılık düzende yok olma ümidine hayat dedim, gururlandım. bu sembolik/entelektüel olmayan zihinsel boşalmanın ardından bir ses kulağımın ırzına geçmekle mükellefti. ''oğlum hadi seni bekliyoruz sofraya. nerdesin?'' böyle saçma sorularımız vardır birde toplumumuzun. başka yerlerde de böyle saçma soru soran ebeveynler var mıdır diye gereksiz bir düşünce beynime oturmadan, üzerimdeki sigara kokusuna ihanet için üstümü değiştim. sofraya oturmadan klozete uğramayı ( bu esnada wagner'i de davet etmeyi unutmayarak) unutmadım. tek kelime ile donuk bir ruh hali içindeyim. sisifos veya oedipus olmayacağımı, trajik olaylara malzeme olmuş bir tahterevallinin herhangi bir tarafında oturamayacağımı olsa olsa freud'un nevrotiklerinden biri haline dönüşebileceğimin farkındaydım. jegermeisterle birlikte bir monte carlo daha. katarsis sunabilecek bir agnostik bile yok çevremde, tanrım! saat 03. 08 düzüşenler, düşünenler, düşkünler, dramatize edilmiş karakterler... hepiniz için bir kadeh daha. duvarların üstüne üstüne gelmesi, bunun ne olduğunu anlamak için remeron önermişti mahmut. kulakları çınlasın. mahmut eroinman bir zaat. entelektüel ayrıca. uyuşturucular hakkında ne sorsanız bilir. uzun zaman oldu görmeyeli. gözün tecavüzüne uğramayan oruspu olmuyor çoğu zaman. titanic'e geçtim belirtmek gerek: ballad of rock n roll loser. bilinmeyenin, popülarite kazanmış başka bir bilinmeyen ile senkronize bir şekilde üst sıralara yerleşmesinin kanıtı bu. herkesin sevdiğini, dinlediğini, okuduğunu, izlediğini, içtiğini, sevdiğini, becerdiğini sevmek. insan tarih boyunca daima bir toplulukla birlikte yaşama ihtiyacı hissetmiştir diyor bu akşam baktığım bir antropologun kitabı. bukowskiyi hatırladım, kadınımı hatırladım.
Beraber yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar ve beraber olmayalım diye dar kafalıydı insanlar ve sırf dardı diye kafalar düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik sarılmak yakar bizi deyip aşkı hep uzaktan sevdik. anne hala seslenmekte.